yoresel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yoresel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Ocak 2013 Perşembe

Çatal Çorba


İstanbul'da kar bitti ve seneler sonra kar zamanı izinli olmadan sabah nasıl işe gideceğim diye düşünmeden evde gündüzleri karın keyfini sürerek akşamlarıda eşim gelince kartopu savaşı yaparak geçirdim . Emeklilik çok güzelmiş :-))
Bu soğuk kış günleri için güzel bir tarif ile karşınızdayım.Çorbamın tarifini daha önceki senelerde de vermiştim . Çocukluğumun vazgeçilmez lezzetlerinden ve şu anda da bütün ailemin hatta yapıp tattırdığım herkesin çok sevdiği bir lezzet oldu.
Hatta bu sene ki yılbaşı hediyelerimden bir tanesi de bu çorbaydı ama şu an hangi arkadaşıma çıktı hatırlıyamıyorum çünkü yılbaşı gecesi epey çılgınca geçti :-)
İçindeki zengin tahıl ürünleri sayesinde özellikle yetişme çağında olanlar için çok faydalı olacaktır , çocukların lezzetini beğeneceklerine eminim :-)
Ama içindeki malzemelerden ve en güzel tadı veren buğday yarması , maalesefki marketlerde paketli olarak bulunmuyor , ama semt pazarlarında ya da yöresel mamül satan dükkanlarda bulunabileceğine eminim .En kesin adres ise perşembe günleri kurulan Küçükyalı Semt pazarı , orada Merzifonlu bir teyze var , kendisi Merzifon'dan getiriyor - kilosu 4 lira :-) Aşağıda buğday yarmasını görebilirsiniz.
Şimdi yapılışına geçelim.


Malzemeler ;

- 1 çay bardağı yeşil mercimek
- 1 çay bardağı buğday yarması
- 1/2 çay bardağı haşlanmış nohut ya da fasulye
- 1 çorba kaşığı tel şehriye ( kesme erişte olursa daha iyi )
- 1 orta boy kuru soğan ( yemeklik doğranmış )
- 1 tatlı kaşığı tereyağı ve 1 çorba kaşığı zeytinyağı
- 1 çorba kaşığı domates salçası
- 1 tatlı kaşığı tatlı ya da acı kırmızı pulbiber
- 1 tepeleme tatlı kaşığı kuru nane
- istenildiği kadar tuz

Yapılışı ;

Mercimek ve yarmayı üzerini geçecek şekilde su koyduğumuz tencerede ocak ateşi çok harlı olmayan olmayacak şekilde ara ara karıştırıp suyunu kontrol ederek pişirmeye başlayalım.Pişmelerine yakın tel şehriyeyi ekleyelim bir adım sonra da haşlanmış nohut ya da fasulyeyi ilave edelim.
Ayrı bir tavada zetinyağ ve tereyağ birleşiminde soğanları iyice soteleyelim , soğanların içine salçayı karıştırıp pişirelim , en son olarak biberinin tuzunu ve nanesini ekleyip kısa bir süre karıştırarak bu karışımı pişirdiğimiz çorbamımıza ekleyip bir taşım kaynatalım.

Sağlıcakla kalın.



8 Ocak 2013 Salı

Tarhana Çorbası


Geçen hafta perşembe günü annem ile birlikte Küçükyalı pazarına gittik . Asıl amacımız kuşburnu ezmesi ve buğday yarması almaktı .Pazarda Merzifonlu bir bayan tezgah açıyor ve buğday yarmasını sadece ondan buluyoruz.Maalesefki kuşburnu iki kocaman kazanın sadece dibinde kalmıştı , annem onu alırmı , kesinlikle hayırrr :-) "bu yenmez " dedi ve aklım hafiften kalsa da almadık. Buğday yarmasının yanında tarhana da aldım ve dün akşam tarhana denememi yaptım.
Çok fazla kokusu olan tarhanayı sevmiyorum ama bunu çok beğendim hiç fazla kokusu yok ve lezzeti gayet güzeldi.
Tarhanayı granül hali ile aşağıdaki fotoğrafta görebilirsiniz.Artık yapım aşamasına geçebiliriz.


Malzemeler ;

- 1 çay bardağı tarhana
- 1 tatlı kaşığı tereyağı
- 1 çorba kaşığı zeytinyağı
- 1 çorba kaşığı salça
- 1 çay kaşığı acı kırmızı pul biber
- 1 tatlı kaşığı tatlı kırmızı pul biber
- 1 çorba kaşığı nane
- istenildiği kadar tuz

Yapılışı ;

Tarhanayı üzerini geçecek şekilde sıcak su ile tencerede ıslatıyoruz , ara ara karıştırarak erimesini sağlıyoruz.
Eridikten sonra üzerine 2 bardak su ekleyip kısık ateşte ara ara karıştırarak pişiriyoruz , katışma olduğu takdirde azar azar sıcak su ile belli bir kıvama gelene kadar pişiriyoruz ( çok sulu olmayan bir kıvam )
Ayrı bir tavada salçayı tereyağı ve zeytinyağında kısık ateşte pişiriyoruz , üzerine pul biberleri , naneyi ve tuzu ekliyoruz.Bu karışımı pişen tarhanaya ilave edip iyice karıştırıyoruz .

Sağlıcakla kalın.


4 Ocak 2013 Cuma

Pazı Kayganası - Sevgili Özlem'den


Bir Trabzon yemeği olan Pazı Kayganası sevgili arkadaşım Özlem'in emeğidir . Sadece pişirmesi bana düştü ama pişirmekte hiç kolay değil epey uzun ve sürekli ilgi ile oldu :-)
Ben ve o gece Özlem'e gelen konuklarının ilk defa denediğimiz bir lezzetdi , bence kesinlikle yapılaması gereken bir tarif , ister sıcak ister soğuk her iki türlü de tüketebilirsiniz , beğeniceğinize eminim .

Malzemeler ;

- 2 bağ pazı ( iyice yıkanmış , ince ince doğranmış )
- 4 adet yumurta                                                   
- 4 çorba kaşığı mısır unu                                      
         - 1 bağ maydanoz ( iyice yıkanmış, ince ince doğranmış )
- istenildiği kadar tuz , karabiber , kırmızı pul biber
- tava için zeytinyağı                                             

Yapılışı ;

Tüm malzemeleri çukur bir kabın içersine koyup elimizle hafifçe ovarak karıştırıyoruz ( çok fazla ezmiyoruz ).
Yaklaşık 2 çorba kaşığı zeytinyağ koyduğumuz büyük boy tavaya karıştırdığımız malzemeyi koyup üzerine hafifçe bastırarak tavaya yayıyoruz . Çok harlı olmayan bir ateşte tavayı çevire çevire önce bir tarafını pişiriyoruz sonra pişen tarafı çevirip diğer tarıfı aynı yöntem ile pişirip servis tabağımızı alıp hafifçe soğuyunca pasta dilimi gibi kesiyoruz.

Sağlıcakla kalın.

22 Kasım 2012 Perşembe

Zeytinyağlı Taze Börülce - Gümüşlük Pazarından

Gümüşlük'ten getirdiğim son ganimetimde bitti , bu yaz İstanbul'da da epeyce taze börülce yaptım ama oradan aldığım börülceler kesinlikle daha lezzetli oldu.Sanırım seneye epey stok yapacağım :-)

Malzemeler ;

1/2 kilo taze börülce ( içleri büyümüş olanları çıkartarak pişirdim yemekte daha güzel bir sunuş sağladı )
1 adet iri domates ( küp küp doğranmış )
1 adet iri boy kuru soğan ( küp küp doğranmış )
2 çorba kaşığı zeytinyağı
1 çay kaşığı domates salçası
1 adet kesme şeker
istenildiği kadar tuz ve az miktarda karabiber

Tüm malzemeleri çiğ olarak ( kavurmadan ) düdüklü tencereye koyuyoruz , su eklemeye gerek olmadan tencerenizin ayarına göre 5 ila 10 dakika arası pişiriyoruz.

Sağlıcakla kalın.

24 Ocak 2012 Salı

Isırgan Çorbası / Rize'den


Bu akşamki yöresel çorbamız epey uzaklardan evime konuk oldu . Yeşilin her tonunun var olduğu her taşın altından gürül gürül suların aktığı , mis gibi havası olan , şeker gibi insanlara sahip olan Rize'den.Aslında ben Rize merkezi hemen hemen hiç bilmem benim için var olan ve gittiğim zaman 1 hafta bile olsa meditasyon etkisi yapan Çamlıhemşin'den yukarı Elevit'e doğru yol alan yerlerdir. Yukarıdaki fotoğraf evimizin hemen önünden geçen Fırtına Deresi'nin yanında kurulmuş olan Alabalık Çiftliği ve etrafın güzelliklerini göstermek için sadece küçük bir örnektir.

Eğer içinizde Karadeniz'in bu güzelliklerini görmemiş olanlar varsa vakit kaybetmeden gitsin ve doğanın bakirliğine , insanların güzelliğine tanık olsun . Umarım oralarda sahil şeritlerimiz gibi yapılaşma içinde kaybolmaz.

Bir çok Karadeniz yemeği yedim bir kısmınıda yapmaya çalışırım , şu ana kadar ısırgan çorbası hiç içmemiş ve yapmamıştım. Bir kaç sene önce yemeğini yemiş ve çok beğenmiştim hatta blogumda paylaşmıştım. O yemeği bana tatdıran sevgili Nursen bu sefer bu çorbanın ana malzemesi ısırganı da getirdi -tarifini de verdi, bir dahakine direk topraktan söküp bitkiyi getirecek " al seninle daha da uğraşamam " diye :-)) Ama değinmeden geçemeyeceğim ısırganın bende olmasında esas emeği geçeni atlamamam lazım - Nursel'cim teşekkürler :-)



Artık malzeme ve yapım aşamasına geçelim , bence denenmesi gereken bir lezzet ben çok çok beğendim eşim ise sadece beğendi , artık o konuda yorum yapmak istemiyorum sanırım beni anlayacaklar çoğunluktadır:-))


Malzemeler ;


- 1 su bardağı kurulmuş ısırgan ( nane gibi )


- 1 fincan ince bulgur


- 1 fincan mısır unu


- 2 diş sarımsak ( rende )


- 1 kiloya yakın süt


- 1,5 çorba kaşığı civarı tereyağı


- nane , tuz - isteğe bağlı kırmızı pul biber


- 1/2 kesme şeker


Isırganları çok az su ile karıştırarak pişiriyoruz. Üzerine sütü ilave edip , kaynayınca bulguru ekliyoruz.Ayrı bir kapta mısır ununu bir miktar süt ile sulandırırıp iyice karıştırıyoruz , üzerine rendelenmiş sarımsağı ve şekeri katıp bulgurları pişmeye başlamış çorbaya ekleyip ara ara karıştırarak pişiriyoruz. Katılaşma olursa sıcak süt ilave ediyoruz. Tuz miktarını isteğe göre ayarlıyoruz.


Ayrı bir tavada tereyağında naneyi kızdırıp çorbaya ilave ediyoruz. Bir taşım daha kaynadıktan sonra servise hazır duruma geliyor.


Aşağıda da ısırganı görebilirsiniz.


Sağlıcakla kalın.


23 Ocak 2012 Pazartesi

Sedik Aşı / Antalya Akseki yöresine ait bir çorba

Bu sıralar yöresel çorbalar yapmaya karar verdim ve dün elime geçen yemek kitabından ilk sıradaki çorbayı yaptım. Bu çorba Antalya'nın Akseki yöresine aitmiş.
Adını ilk defa duyduğum bir çorba , ama malzemeleri hiçte yabancı değil. Ben sadece ufak tefek değişiklikler yapmak zorunda kaldım - zaten yapamadan duramam :-)
Lezzeti ise gayet güzel sanırım belli aralıklarla yapacağım çorbalar arasına girdi :-)

Malzemeler ;
- 1 adet paprika biberi ( uzun uzun doğradım) - esas tarifinde çarliston biber var
- 2 domates ( kabukları soyulmuş zar şeklinde doğranmış )
- 1 adet kuru soğan ( yemeklik doğranmış )
- 1/2 yemek kaşığı domates salçası + 1/2 yemek kaşığı biber salçası - tarfinde sadece domates salçası var
- 2 fincan buğday yarması - tarifte ince bulgur var , bende olmadığı için yarma kullandım.
- 1 su bardağı tavuk suyu
- 1 kaşık kadar tereyağı + birazda sıvı yağ
- tuz , kırmızı pul biber , nane
- alabildiğince sıcak su

Doğarmış soğanları yağ karışımında hafif sararıncaya kadar pişiriyoruz . Domates ve biberleride ekleyip bir müddet kavuruyoruz , salçaları ilave edip bir süre sonra üzerine yarmayı ilave edip karıştıyoruz.Daha sonra tavuk suyunu , tuzunu ve aladığı kadar suyunu ilave edip pişmeye bırakıyoruz.Su gerektekçi sıcak olarak ekliyoruz.
Ben naneyi ve pul biberi çok az yağda çevirdim ve çorbaya ekledim , istenirse nane kavrulmadan eklenip kaselerde kırmızı biber ilave edilebilir.

Sağlıcakla kalın.

3 Nisan 2011 Pazar

Çiçek Bamya Çorbası - Konya'dan

Kızım Konya'da öğrenimini sürdürdüğü için Konya'ya ait bazı lezzetleri öğrenme imkanım oldu. Epeydir yapmayı düşündüğüm , doğrusunu söyleme gerekirse tembellik ettiğim Çiçek Bamya Çorbasını bugün yaptım. Aslında geçenlerde TV de bir kanalda Kozyatağın'daki (İstanbul'da) Konya yemekleri yapan ve benimde bir kere gidip Etli Ekmek yediğim bir Restaurant'ın sahibinin bu çorbanın tarifini vermesi beni atık yapmamın zamanı geldi konusunda gaza getirdi:-) İstanbul'da olup olmadığını bilmiyorum ama kızım aşağıdaki şekilde kurutulmuş çiçek bamyayı Konya'dan getirmişti.

Torbadaki minicik bamyalar ipe dizilmiş olarak bulunmakta . İlk önce bir havlunun üzerine koyup çok fazla güç sergilemeden ovuşturarak üzerindeki fazla toz ve parçaların ayrılmasını sağladım. Daha sonra bol suda birkaç kez iyice ovalayarak yıkadım. Su dolu tencerede iplerinden çıkartmadan yumuşayana kadar kaynattım.



Pişince suyun altında pişme suyunu akıtarak bamyaları iplerinden çıkarttım. Bundan sonrasını malzeme ve yapımla ilgili bilgileri sırayla vererek devam ediyorum.


Malzemeler ;


- 1 Paket haşlanmış Kurutulmuş Çiçek Bamya


- 1 adet yemeklik doğranmış kurusoğan


- 100 gram kadar kıyma ( küçük doğranmış et daha güzel yakışıyor )


- 1 çorba kaşığı salça


- tuz - pul biber


- 1 çorba kaşığı kadar tereyağı


Yapılışı ;


Soğanı ve eti tereyağında pişene kadar kavuruyoruz. İçine salçayı ilave edip bir müddet kısık ateşte salçayı pişiriyoruz. Tuzunu ve pul biberini ilave edip su ekliyoruz ve haşladığımız bamyaları koyuyoruz. Bir müddet daha kısık ateşte kaynadıktan sonra çorbamız hazır hale gelmiş oluyor.


Sağlıcakla kalın.


16 Kasım 2010 Salı

Meryem'den Kırım Salatası

Lezzeti yenen kişiler tarafından tastiklenmiş çok güzel bir salata. İçkili ve içkisiz her türlü sofrada sunulabilecek ve Kırım'a ait bir lezzet .
Meryem'in ellerine sağlık:-)

Malzemeleri miktar olarak vermiyorum sadece sıralıyorım , miktarı sunulacak kişi sayısına göre ayarlanabilir.

- Kırmızı turp
- Taze soğan
- Dereotu
- Maydanoz
- Yoğurt
- Sarımsak
- Tuz
- Karabiber

Turp çok küçük olmayacak şekilde doğranır , tüm yeşillikler ufak parçalara bölünür , tuz karabiber ilave edilmiş sarımsaklı yoğurt ile karıştırılarak servis yapılır.

Sağlıcakla kalın.

4 Ekim 2010 Pazartesi

Karadeniz ve Kuzinede Alabalık

kaleden ağrı
Böyle bir güzelliği görmeden sakın ömrünüzü geçirmeyin derim.
Yeşilin bu kadar çok tonu olabileceği ancak oralara gidildiğinde anlaşılabilir.
Bulunduğum mevki Rize'nin Çamlıhemşin ilçesinin Çat Köyü civarı , aslında tam köy değil köyün eteklerinde sonradan kurulan bir yerleşim yeri. Genelde yazları 10 - 15 evin canlı olarak bulunduğu kışları herkesin ya ilçedeki ya da büyük kentlerdeki evlerine çekildikleri çok sevimli bir yerleşim birimi ,doğa harikası.
Evlerin dışında her türlü hizmet veren birde pansiyonu bulunmakta " Cancık Pansiyon " her türlü hizmet diyorum , hem pansiyon , hem market , hem kahve , hem restaurant hemde terminal :-)
http://cancikpansiyon.net/index.htm

çilanç köprü

Her sabah saat 06,30 civarı kalkıp kayınpederim ve eşim ile bu köprüye ( Çılanç Köprü ) kadar sabah yürüyüşümüzü yapıp hemen yanı başından akan mis gibi suyudan bir bidon su doldurup eve dönerek kaymak ve baldan oluşan kahvaltımıza kavuşuyorduk:-)

kuşburnu

Yol boyunca yüzlerce çeşit bitki bizlerle birlikte sanki seyehat ediyor. Renkler artık yavaş yavaş sonbaharı hatırlatsa bile hala canlı ve parlak hayat dolular. Hele birde hafif bir yağmurun ardından tertemiz görünümleri insanı hayran bırakıyor. Etraf kuşburnu dolu , çocukluğumda teyzemlerin gün boyunca çuvallarla yaptığı kuşburnu marmelatları gözümün önüne geldi , en zor ve emek isteyen işlemlerdi , acaba hala aynı zorlukla yapanlar varmıdır yoksa teknolojik aletlerden faydalanılıyormudur?

komşu kızı

Hemen hemen hergün bir , iki , bazen üç tane bunun gibi tatlımı tatlı komşu kızları hemen evin önündeki çitin ardında bulunan küçücük derenin başına geliyorlar, Hele hava sıcak oldumu hem su yanında olmak hemde ağacın gölgesine sığınmaktan başka çareleri yok.
Bulunduğumuz ortamdaki yegane sesler ; kuş , dere ve ineklerin boyunlarındaki çan sesleri. Daha sonra İstanbul'a gelince hele işe başladığım ilk gün etraftaki insan ve ses kirliği beni kısa süreli bunalıma soktu , " ne işim var benim burada " dedirtti. Ama maalesef hemen adepte oluverdim :-)

şömine1

Sabahları yanan kuzine öğlene doğru sıcak havanın etkisiyle ihtiyacını yitirirken akşam 7 den sonra çıtır çıtır yanan odunlarıyla kırmızı ışık saçan şömine vaz geçilmez bir tat veriyor. İster Eylül ayında ister Temmuz ayında olun şömine ve yün yorgan hiç bir zaman fazla gelmez oralarda , bunlar oranın en zevkli parçalarıdır.

mavi alabalık

Evimizin çok yakınında çok büyük bir alabalık çiftliği var. Alabalıklar dere suyunda yetiştiriliyor .Alabalık yemek köye gidince kaymak , tereyağ yemek kadar önemli. Hem çok lezzetli hemde görerek satın almak ayrıcalıklı.
Bu çiftlikte sanırım 20 nin üzerinde havuz mevcut , havuzlarda inanılmaz çoklukta balık mevcut , bazıları damızlık ve anaç neredeyse torik büyülüğünde bazılarıda fotoğrafta ne kadar fark edilebilir bilmiyorum ama sarı ve mavi .
Ya fırında ya da tereyağda kızartma şeklinde yediğimiz balığı bu sefer ben ele alarak , bildiğim bir tarif ile yaptım. Bu tarifte sevgili arkadaşım Özlem'in palamut tarifinden yola çıkılan bir tariftir , sadece limonu unutulmuştur :-)Bu kadar güzel yerlerin arasında sizlere birazda yemeğimizi tanıtayım :-))

alabalık tepside1

Güzelce temizlenip ayıklanmış balıkları çok az tuzluyoruz. Ocağın üzerinde pişmeye uygun tepsi hafifçe zeytinyağı ile yağlıyoruz.
Sırasıyla ; halka halka doğranmış kuru soğanı tepsiye diziyoruz , üzerine halka halka çok kalın olmayacak şekilde doğranmış patatesleri diziyoruz . Balıkları yatırıp içlerine bir kaç parça sarımsak koyup , domates , yeşil biber , kalan sarımsakları ve maydanozları fotoğrafta görüldüğü gibi yerleştirip üzerine çok az karabiber serpip ufak parçalar halinde tereyağını koyuyoruz.

alabalık sobada kapalı

Daha sonra ,tabi ben bulunduğum ortamın güzellerinden faydalanarak üzerine bir büyük boy tepsi kapatıp kuzine üzerinde yavaş yavaş pişirdim , ama kısık ateşte ocakta yapılabilir.

alabalık sobada pişmiş

Sobanın üzerinde suyunu salıp soğan , patates ve balıkları pişen yemeğimizi.

alabalık sobanın fırınında

Kuzinenin fırınına ya da şehir koşullarına göre normal fırına atıyoruz. Bir müddet kızarmasını sağlıyoruz.

alabalık tamam

Hafifçe kızarıp suyunu çekmiş olan yemeğimiz afiyetle yemeğe hazır hale gelmiş bulunmakta :-)

mollaveyis marullarından salata

Yanına ise sadece mis gibi yörenin bahçelerinden kopmuş çıtır çıtır marul salatası ve nacizane birer dublede rakı :-))

mutfaktan manzara

Ama bu yemeği yaparken mutfak penceresinden görünen manzarayıda sizlerle paylaşmadan geçemeyeceğim. Kıskanılmayacak gibi değil değilmi :-)

duman inmiş

Bu manzarada salonun penceresinden dumanın dağlardan inmeye başladığını gösteren manzara .Güneşte ayrı , dumanda ayrı , yağmurda ayrı güzel.

zil kale

Bir haftalık tatilimizin dönüş yolunda restore edilen Zil Kaleyi gezmeyi planlıyorduk ama kısmet olmadı sadece yenilenmiş hali ile fotoğraflarını çektim.Epeyce büyütmüşler ama kullanılan taşlar geçmişi değilde günümüzü çağrıştırıyor , ama söylenen 1 sene sonra tüm kullanılan yeni taşlar eski havasına bürünecekmiş , umuyorum.

ördekler

Köyden Pazar'a inerken bindiğimiz minibüsün diğer yolcuları ise tüm yolculuk boyunca güzel sesleri ile bize eşlik eden bu sevimli ördeklerdi:-)) Yazlık evlerinden kışlık evlerine göç ediyorlardı , tüm yazı yaylada geçirmişler kışı Pazar'daki evlerinde geçireceklermiş , özgürlükleri biraz kısıtlanacak ama Nisan ayı gibi gene özgür özgür yaylalarında dolaşırlar :-)

yolculuğun sonu

Ve işte yolcuğun son noktası , yaklaşık 10 saat kadar Trabzon'da vakit geçirip bineceğimiz uçağı beklerken olan halimiz:-)

Bu güzellikleri mutlaka yaşayın , 1 haftalık denizde harcağınız zamanı burada harcadığınız zaman inanın sanki 1 ay tatil yapmış gibi dinleniyorsunuz.

Sağlıcakla kalın.

7 Eylül 2010 Salı

Haluçka - Annemden Lezzetli Bir Tarif ve Hatıralar

Bugünkü tarifim çookkk eski zamanlarda çocukluğumdan gelme.

Küçükken çok severek yediğim bir yemekti , annem sık sık yapardı , dün telefonda konuşurken Haluçka yaptığını öğrenince canım çok ama çok çekti:-) Ayrıca sizler paylaşmak istediğim de bir lezzet olduğu için hemen yeğenime fotoğrafını çekip yollamasını istedim , sağolsun isteğimi ikiletmedi ve hemen yolladı , binbir rica ile biraz önce telefonda annemden tarifini aldım. Rica diyorum , çünkü " sen gelip yanında yapmadan sonra tadına bakmadan tarif vermem " diye ısrar etti , ama benim ısrarlarım daha baskın çıktı ve zorlada olsa tarifi aldım:-)))

Yayınlayınca haber vereceğim ya da yarın gidince hemen yazımı okutacağım :-))

İnternette araştırdığımda Haluçka , Merzifon , Samsun ve Kastamonu civarlarına ait bir yemek olarak ortaya çıkıyor. Çocukluk yıllarımda yaz tatillerinde anneannemlere Merzifon'a çok gittik ama bu yemeği hep İstanbul'da hatırlarım.

Merzifon'da çocukluğuma ait en çarpıcı anım ise ; büyük şehir İstanbul'tan 1 aylığına gelmiş olan bir çocuk olarak biraz böbürlenirdim , genelde oradaki arkadaşlarıma göre daha kültürlü ve çok şey bilen birisi gibi hissederdim kendimi , çok fazla oyuncağım olduğunu sanırdım taki bir arkadaşımın evine gidinceye kadar . Oyun oynamaya çağırmıştı bende gayet normal bir biçimde salona girdim , ama salonda yerde duran koskaca bebek evini ve içindeki tam takım ev eşyalarını ,buzdolabından çamaşır makinesine fırına kadar görünce nutkum tutuldu , meğerse babası Almanya da çalılıyormuş ve hepsini oradan getirmiş:-)))
Bizim Almanya da hiç tanıdığımız olmadığı için benim çay takımlarım ve ters çevirice ağlayan bebeklerim onun oyuncakları yanında öyle sönük kaldılarki şu an bile o anki halimi hatırlar ve gülerim:-)))
Bakarmısınız bir Haluçka neleri hatırlattı :-)))

Sanırım artık yemeğimizden bahsetmenin zamanı geldi:-)

Halucka

Mazeme listesi vermeyerek annemin anlattığı gibi aktarıyorum .

2-3 adet kemiksiz tavuk budunu çok az sıvı yağ ile suda pişiriyoruz , pişmeye yakın içine doğranmış domates ilave ediyoruz .
Ayrı bir kasede 1 yumurtayı 2 çorba kaşığı kadar su ve birazda et suyu ile çırpıyoruz , içine çok az tuz ve yavaş yavaş un ilave edip kaşıkla karıştıyoruz , hamurumuz katı olmayacak hafif kıvamlı bir hamur haline gelince , et suyuna batırıp ıslattığımız kaşığın ucuyla alıp kaynamakta olan et suyunun içine parça parça atıyoruz , içine 1 avuç kadar haşlanmış nohut ve biraz pul biber ve karabiber ilave edip hafifçe kaynatıyoruz . Hamurlar pişince arzuya göre doğranmış maydanoz ile servis yapıyoruz.

Bu arada anneciğim bayramda da benim için yapacak sanırım :-)))

Sağlıcakla kalın.

11 Nisan 2010 Pazar

Zeytinyağlı Pirinçli Çiriş

zeytinyağlı pirinçli çiriş

Yazı ve tariflerimi takip edenler , her sene bu zamanlar çıkan bu lezzetli otu bir kere olsun pişirdiğimi bilirler.
Daha önceki yazılarımda çiriş otu hakkında epey detaylı bilgiler vermiştim , kısaca hatırlatma gerekirse özellikle Doğu Anadolu bölgesinde dağ eteklerindeki karlar erimeye başlayınca kendiliğinden ortaya çıkan bir ot cinsi diyebilirim.

Sadece 1 ay gibi bir zaman diliminde sadece semt pazarlarında bulunabiliyor.

Maalesef çalıştığım için benim pazarlara gidebilme imkanım çok nadir oluyor , ama sağolsun abicim her sene bana bu güzel ottan alır , temizler , yıkar ve poşetlere birer pişirimlik olarak hazırlayarak bana verir , herkese böyle bir abi dilerim :-)
Bu sefer abimin denediği gibi pirinçli yaptım ve gerçekten pirincin çok yakıştığını görmüş oldum.

Malzemeler ;

- 1/2 kilo çiriş otu
- 1 büyük baş soğan ( ay şekilde doğranmış )
- 1 büyük boy domates ( yazdan dondurduğum bir bardak domatesi kullandım )
- 1 çorba kaşığı pirinç
- 1 kesme şeker
- istenildiği ölçüde zeytinyağı ve tuz

Soğanı zeytinyağında hafifçe solduruyoruz , üzerine domatesleri koyup kapak kapalı olarak bir müddet pişiriyoruz , daha sonra bir kaç parçaya böldüğümüz çirişleri , pirinci ve tuzunu ilave edip çok azda su ekleyip tencerenin kapağını kapatarak hafif ateşte pişiriyoruz. Çok sulu olmamasına dikkat edelim ,ama genede su gerekiyorsa sıcak ilave edilebilir.

Sağlıcakla kalın.

23 Ocak 2010 Cumartesi

Mıhlama Ve Kısa Bir Karadeniz Turu

mıhlama

Tek başıma yapmayı şu ana kadar cesaret edemediğim çeşitlerin başında gelir.
Bugün tam kararımı vermiş ve sadece ölçülerini öğrenmek için eşimin teyzesini aradığımda " tarifler senin mısır ekmeğin gibi göz kararı , bekle 2 dakika sonra sendeyim :-) " diyip hemen geldi ve 5 dakika içinde bana gösterip öğreterek yapıverdi. Eee bizede çıtır çıtır ekmekle yemek düştü :-) .Şu anda zor nefes alsamda genede yazımı yazmaya son derece kararlıyım:-)

Malzemeler ;
- 250 gr. civarı kaşar peynir ya da dil peyniri (mıhlama peyniri aslında farklıdır ama her zaman bulmak mümkün değil )
- 100 gr. kadar tereyağı
- 4 dolu servis kaşığı un ( benim bildiğim yöre un ile yapıyor ve mısır unuyla yapılana kuymak diyor , bende unlu olanı çok sevdim )
- 2 büyük baş soğan ( çok küçük yemeklik doğranmış , birçok kimse soğanlı bilmiyor , ama soğan yağın ağırlığını alıp çok lezzet veriyor )
- su

Yapılışı:
Unu yapacağımız tavanın içine ( biz çelik tava kullandık ama Sema Tyeze bakır sahanda yapıyor daha güzel oluyor ) koyup yayıyoruz , sonra üzerinden çıkacak şekilde soğuk su ilave edip unun topaklanması bitene kadar karıştırıyoruz. Ocağımızı kısık derecede un suyu ile kıvamlanıncaya kadar karıştırıyoruz, eğer çok katı bir hale gelirse üzerine çok az sıcak su ilave edilebilir.Bozadan biraz daha sert kıvamına gelince karıştırmayı bırakıp bir süre çok kısık ateşte pişiriyoruz.
Bu arada bir tavada tereyağımızın yarısını eritip doğardığımız soğanları karıştırarak pişiriyoruz.
Pişen unun üzerine şerit şeklinde doğardığımız peynirleri serpiştiriyoruz ve karıştırmadan peynirler yumuşayana ve uzama kıvamına gelene kadar kısık ateşte tutuyoruz , ara sıra çok hafif tahta kaşık ile alttan alttan karıştırıyoruz .Özellikle pişerken çok karıştırılmaması gereken bir yemektir. Peynirler uzamana kıvamına gelince kavurduğumuz soğanları üzerine yayıyoruz , bu arada ocağımız hala kısık durumda , tencereminizn dibi hafif tutabilir ama buda mıhlamanın güzel taraflarındandır , tavanın dibini sıyırmak çok zevkli oluyor:-).En son olarak kalan tereyağı eritip üzerine döküyoruz ve sıcak sıcak servis yapıyoruz.

Tabaklara almak yerine tencereden yemek en lezzetlisi bu da benden bir öneri , ama çok sıcak oluyor benim bugün yaptığım gibi dilinizi yakmayın aman dikkat :-))

Şimdi mıhlama yiyip tarifini verdikten sonra bir Karadeniz gelini olarak birazda oralardan bahsetmezsem çok ayıp olacak :-)) ;

Karadeniz yöresinin çok sevilerek yenilen yemeği mıhlama ,özellikle yayalarda ve ormanda tüm gün çalışanlara enerji veren ve uzun süre tok tutan bir yiyecek. Kullanılan tereyağı miktarı hiçde azımsanacak ölçüde değil ama onların iş gücünü ve çalışma saatlerini düşünürseniz tüketilen yağ hemen eriyip gidiyor.

Sabah daha karanlıkken kalkıp ineklerini ahırlardan çıkartıp otlatmaya götüren teyzeler dere tepe demeden tüm gün onlarla birlikte dolaşıyorlar , yeri geldimi çalı çırpı topluyor , bostanlarıyla ilgileniyorlar , tabi bu arada çoluk çoçuğuda düşünüp yemeklerini hazır ediyorlar.İşte mıhlama onlar için hem kolay hemde besin değeri çok yüksek bir yiyecek , tercih edilmesinin yegane sebeplerinden biriside bu tabiki.
Aslında genel olarak yayla ve dağlık bölgelerde yaşayan Karadeniz'lilerin işi çok zor.

karadeniz daglar

Bu uçsuz bucaksız dağları ve ormanları dolaşmak kolaymı ? Tatil amaçlı ise çok kolay ve zevkli ama yaşamak için ise o zaman zorluğu söz bile edilemeycek kadar çok.

köprü

Bu asırlar öncesi yapılmış köprülerden geçerek yollar bulmak kolaymı ? Tatildeyken " aa ne güzel , hemen üzerine çıkıp fotoğraf çektirelim " demek çok kolay ve zevkli .Ama sürüsüyle yaşlı bir teyzenin onun üzerinden karşıya geçmesi hiç kolay değil.

su düşen

Peki nereye gideseniz gidin her yolda sık sık karşılaşılan ve dağdan araba yoluna akan bu şelalerin durumu ? Gezi sırasında muhteşem bir manzara ve ses ama suların akışı sebebi ile yollara düşen kaya parçaları yüzünden yaşanabilecek tıkanıklar ve acil olabilecek her türlü sağlık ve benzeri olaylara engel teşkil etmesi yöre halkının zorluklarından bir tanesi.

Ama şu da bir gerçek ki gittiğim onca zaman içersinde bir kişiden bile yaşadıkları çevrenin ve doğanın engel ve zorluklarıyla alakalı bir tek şikayet duymadım.
Çünkü onlar yaşadıkları yerlere aşık insanlar ve yaşadıkları yerlerle var olan insanlar.
Ne mutluki Karadeniz'li olmasam bile onların içinde var oluyorum.

Bir mıhlama tarifinden konu nerelere geldi:-)
Bir kaç fotoğraf daha paylaşıp bu konuyu kapatıp dışarda yağan kar ile ilgili yeni yazıma geçeceğim:-)

evler elevit
Elevit Yaylası ve evleri.

testere ev
Bu ev bir zamanlar TV de haberlere bile konu olmuş olan Elevit'ten aşağıda inerken yol üzerinde bir zamanlar iki kardeşe ait olup ama aralarındaki anlaşmazlık sebebi ile bir tanesinin evi ortadan ikiye hızarla bölüp kendi hissesine düşeni yenilediği evdir :-) güldüğüme bakmayın orada herkes gülüyor bu olaya:-))

ev
Dağlara karşı yapılmış yayla evi - Elevit.

balıkçı
Evimizin hemen yakınında yer alan Alabalık Çiftliği .

alabalık
İşte gerçek dere alabalığı.

evin penceresi
Evimizin yanında bir manzara.

sabahki manzara
Ve bu da sabah uyanıp perdeyi açtığımda gördüğüm manzara. istanbul'un keşmekeşinden sonra böyle bir manzaraya uyanmak müthiş birşey.
Tek kusur her yerde olan elektrik telleri , ama onlarda hayatımızın olmazsa olmazları ne yapalım:-)

Sağlıcakla kalın.

10 Aralık 2009 Perşembe

Trabzon Yemeklerinden Küçük Bir Esinti

Bu güzel lezzetleri tadalı epey uzun zaman oldu , yanılmıyorsam ramazandı ve bu bizim davetlisi olduğumuz bir iftar yemeğiydi :-) Şimdi bu lezzetlerin sahibi sevgili Özlem bu yazımı okuyunca " aferin çok çalışkansın " diyecek bana :-) Hatta o akşam beraber olduğumuz sevgili Naciye'den bile aferin alacağım :-))

Ama en önemlisi tariflerle ilgili bir sorun mevcut , çünkü hatıtlamıyorum :-), halbuki hepsi yapılırken oradaydım hatta bizzat kızım Çağla bile İslim Kebabının köfteleri için çalıştı .

Ama sanırım bu sefer yemek yemek daha cazip gelmiş tarif ikinci plana itilmiş :-))

Trabzon Lavaşı

İlk önce Tarbzon'da ramazanda tüketilen "lavaş"ı sizlere tanıtacağım. Bildiğimiz lavaşlarla hiç alası yok . Uzun uzun ve çok gevrek olan fırınlanmış incecik bir hamur. Fotoğraftakiler Özlem'in isteği üzerine kurye ile Trabzon'dan gelmiş olup ,sadece gördüğü zarar biraz ufalanmasıdır, onun dışında herhangi bir zarara uğramadan ulaşmıştır

Trabzon Lavaşı Pişiyor

Arasına peynir konup ve ıslatılarak ocak üstünde çevire çevire pişiriliyor ( umarım hatırladıklarım doğrudur , ama nasıl olsa Özlem okuyunca bana doğrusunu söylecek ve bende düzelteceğim:-) )

Kıvama gelince üzerine miktarı epey fazla olan Trabzon'dan gelmiş olan tereyağı kızdırılıp dökülüyor.

Trabzon Lavaşı Pişmiş ve İslim Kebabı

Daha sonra yukarıda görüldüğü üzere servis yapılıp afiyet ile yeniyor - tabi kaç tabak yendiği söylenmiyor:-))

Lavaşın yanında çok lezziz olan islim kebabı gerçekten çok güzel gitti .

Trabzon Kaburgalı Güz Fasulyesi

Kaburgalı Güz Fasulyesi , bu da Tarbzon'dan gelen bir sebze. Sonbaharda yetişen taze fasulyenin adı Trabzon'da güz fasulyesiymiş , gerçekten çok lezzetli ve yumuşacık bir fasulye , kaburgaylada lezzeti harika olmuştu.

Trabzon Süt Mısır

Yemeğimizi gene Trabzon'dan gelen haşlanmış taze süt mısır ile sonlandırdık. Mısıra çok düşkün olmayan ben bile çok beğendim.

Umarım yakın zamanda bir koli daha gelirde bizde sebepleniriz :-))

Sağlıcakla kalın.