yazılarım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yazılarım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Ocak 2012 Salı

Sebze Çorbası - Acıbadem Yöresinden :-)

Acıbadem yöresine ait bir çorba tanırtırken aynı yörede olan evimden çıkıp bu sabah işe gidişimi yayınlamamam olmazdı :-) Robot gibi giyinip , kendimi sağlama almışım değilmi ?:-)

Sabah penceren bakınca şimdi işe nasıl gidilir diye düşünmeye başladım ama zaman öyle akıp geçtiki ki birden kendimi sokakta ve daha sonra da iş yerimde buluverdim bile:-)

Gün boyunca dinmeyen kar ara ara eve nasıl döneceğimi düşündürmedi değil ama iki gündür eve varışlarım mesaimi tam yapıp erken çıkmamama rağmen son derece rahat , sanırım erken çıkanların sayesinde biz zamanında çıkanlar rahat dönüş yapıyoruz:-)
İki gün daha devam edecek denilen kar yağışı süresince umarım aynı rahatlık içinde gidiş gelişlerimiz olur. Ve umarım perşembe akşamı gideceğim cuma akşamı kızımla geri dönüş yapacağımız uzun otobüs yolculuğu rahat bir şekilde geçer.

Evde otururken ya da zevk için yüruyüş yaparken seyredilen kar ve kar yağışı çok güzel ama iş ve seyehat esnasında pek zevk vermiyor . Belki ilerde emekli olunca bende zevkine tam olarak varabilirim ve çalışanlara nispet yapabilirim :-)

Şimdi gelelim güzelim Acıbadem yöresine ait çorbamıza , bu çorba her zamanki gibi evdeki malzemelerin birleşmesiyle ortaya çıkan ve pişen evin konumunun Acıbadem olması sebebi ile bu yöreye ait sayılan bir çorba :-)
Yapın derim çünkü çok lezzetli ve besleyici bir çorba oldu.

Malzemeler ;

- 1 çay bardağı kırmızı mercimek
- 1 adet kereviz ( 1/2 tavla zarı gibi doğranmış )
- 1 adet patates ( 1/2 tavla zarı gibi doğranmış )
- 1 adet havuç ( 1/2 tavla zarı gibi doğranmış )
- 1 adet kuru soğan ( yemeklik doğranmış )
- 1 top brokoli
- 1 çay bardağı bezelye
- 1 çorba kaşığı un
- 1 diş sarımsak 8 ince dilimlenmiş )
- tereyağı
- tuz ve karabiber
- 1/2 litre kadar tavuk suyu

Unu tereyağında hafif ateşte çok az kavurarak pişiriyoruz üzerine tavuk suyu koyarak hafifçe açıyoruz sonra soğanları da ekleyip bir müddet daha pişirip tüm sebzeleri ve tavuk suyunu ekleyerek ara ara karıştırarak pişiriyoruz .
Pişmeye başlayınca tuzunu ve karabiberini ekleyip büyük kalan brokolileri çatalla hafifçe eziyoruz bir taşım daha kaynatıp servise hazır hale getiriyoruz.

Sağlıcakla kalın.

23 Ocak 2012 Pazartesi

Fotografium Canon 600D profesyonel fotoğraf makinesi hediye ediyor




Bu fırsatı kaçırmayın , paylaşım ile sizde fırsatı yakalayın :-)

Fotografium Blog Türkiye 1.si olunca bunu kutlamaya karar verdik!
fotografium.com olarak Facebook, Twitter yarışmalarının yanısıra biliyorsunuz ki aralıklı olarak blog üzerinden de yarışmalar düzenliyoruz.

Fotografium blogumuzun içeriğini paylaşan 3 kişiye çekilişle hediyeler veriyoruz!!!

Yapılacak çekiliş sonucunda müthiş hediyeler yine sizleri bekliyor.

Hediyeler

•1 Kişiye Canon EOS 600D Kit
•1 Kişiye Manfrotto 055XProb + 804RC2 Tripod+Kafa
•1 Kişiye Kata 123Go-30 Fotoğraf Çantası

Fotografium Canon 600D profesyonel fotoğraf makinesi hediye ediyor! Yarışmaya katılarak Canon 600D , Manfrotto tripod ve Kata sırt çantası kazanma şansı yakalayın!
http://blog.fotografium.com/fotografium-canon-600d-hediye-ediyor/
sayfasını ziyaret ederek yarışma hakkında diğer bilgilere ulaşabilirsiniz.

•Yarışma Başlangıç Tarihi : 06.01.2012
•Yarışma Son Katılım Tarihi : 29.02.2012 (Saat 23:59)
•Çekiliş Tarihi : 05.03.2012

22 Ocak 2012 Pazar

Sayla Mantı - Kadıköy



Kadıköy semtinin en eski restaurantlarından bir tanesi Sayla Mantı , kuruluş 1969 , o seneler o kadar revaçtamıydı bilemem ama senelerce kalitesini bozmadığı için hala sevenleri tarafından revaçta olan bir mantı evi.


Bugün güneşli ama soğuk bir hava vardı . Öğlen üzeri gibi eşimle geçen hafta da yaptığımız Kadıköy sokaklarını arşınlama turumuzda bu sefer yemek molası için durağımız Sayla Mantı oldu.




Mantı öncesi birer tane çiğ börek yemeden olmaz dedik ve puf puf gelen çiğ böreği hemen bitiriverdik:-) Ama şunu söylemeliyim ki tadı görüntüsü kadar değildi. Daha lezzetli çiğ börekler yedim , hamuru gayet ince ve lezzetliyli ama iç malzemesi , kıyması pek lezziz değildi:-(


Ama sıra mantıya gelince çok lezzetliydi :-) Ben börek yedim diye yarım porsiyon yedim ama bir porsiyonuda rahatlıkla bitirebilirdim:-)


Menüsü sadece mantı ve çiğ börekten oluşan Sayla Mantı'da bunların yanına turşu da sipariş edebiliyorsunuz.


1 porisyon mantı 10 TL , 1 porsiyon çiğ börek ( 2 tane ) 9 TL.


Sağlıcakla kalın.

27 Şubat 2011 Pazar

Kahvaltılardan Seçmeler - Namlı Gurme Karaköy

Şubat ayı başında Body Worlds sergisine gitmeden önce eşim ve kızım ile adını eşimden duyduğum ve onun sayesinde güzell ve lezzetli bir kahvaltı yaptığımız Namlı Gurme Karaköy'ü bazı fotoğraflarla sizlere tanıtacağım.
Bu arada mutlaka rezervasyon yaptırmak gerekiyor , akıllı eşim birgün önceden rez. yaptırmasaydı hevesimiz kursağımızda etraftaki yerlerden birine gidecektik:-)

İrtibat : Rıhtım Cad.Katotoparkı Altı / Karaköy
Tel: 0212 293 68 80-83

İçeri girdiğinizde yüzlerde çeşit sizi birden büyüleyiveriyor , sanki hepsinden yiyebilecekmiş gibi hissediyorsunuz:-)


Açık büfe değil , açık vitrin şeklinde . Vitrinden öncelikle sıcakları seçiyorsunuz. Onlar hemen pişirmeye alıyorlar.


Çeşit çeşit peynirlerde zorlanmadım desem yalan olur:-))


Seçerek hazırlattığımız kahvaltı tabağımızda olanlar , bu tabağı 3 kişi paylaştık


Kaymak ve balsız kahvaltımı olur :-)


Sıcak olarak istediğimiz , kaşarlı ve hellimli sucuklar harika şekilde kızarmış ve peynirleri erimişti.


Oturulan mekan ise sonradan camla kapatılmış ama elektrikli sobalarla ısıtıldığı için soğuk ile alakası olamayan bir yer.
Çay limitsiz olarak termoslarda masalara bırakılıyor.
Diğer kahvaltı ettiğimiz yerlere nazaran fiyat olarak biraz pahalı diyebilirim - kişi başı 25 TL hesap ödedik , ama geçen hafta yaptığım hiçte damak zevkime uymayan çok az çeşidi olup çok az porsiyonu olan Van Kahvaltısına kişi başı 20 TL verdikten sonra buranın hesabı hiçte pahalı gelmiyor:-)
Sağlıcakla kalın.

Kısa Bir Trabzon Gezisi

Aniden verilen bir karar ile ertesi gün alınan uçak biletleri ve sadece 24 saat sürecek olan bir Trabzon gezisi.
İnsan biraz çılgın ve de onun gibi çılgın arkadaşları olmaya görsün:-)
Şubay ayının ortası , hava alabildiğine soğuk ve eksilmeyen bir yağmur ama bir o kadar güzel geçen kısacık bir mola.
Teşekkürler Özlem'cim......


Biraz reklama girecek ama gittiğimiz hava yolunu kısada olsa övmem gerekecek :-)
Sky Airlines , zamanında kalkma , rahatsız etmeyen bir uçuş, sarsmadan yapılan iniş , güler yüzlü hostesler , girerken hoşgeldin şekeri , uçuş esnasında seçenekli sand. ve içecek , inerken portakal ikramı uzun süredir diğer bazı havayollarından göremediğimiz hizmetler.
Fiyat diğerleriyle aynı , otobüs ile aynı hatta daha ucuz.
Seyahat edeceklere tavsiye edebileceğim bir hava yolu.


Bütün gün yağmur altında Trabzon çarşılarını dolaştıktan sonra eve dönüş yolunda Tarbzonlu olan ( ama haksızlık etmeyim ünv. başlangıcından beri senelerdir İstanbul'da ) arkadaşımızın ilk defa gördüğü Trabzonda 22 yıl Sancak Beyliği yapmış olan Padişah Yavuz Sultan Selim'in koskoca heykeli ile karşılaştık hatta yanı başındaki konak ise Kanuni Evi diye geçiyor - şu günlerin pek bir ünlü kişisi olan Kanuni Sultan Süleyman babası Yavuz Sultan Selim Trabzon Sancak Beyi ilen 1495 yılında burada doğmuş.

Trabzonda bu kadar çok helvacı ile karşılaşağımı hiç tahmin etmezdim , meğerse bizim bildiğimiz Tahin Helvası orada Beton Helva olarak anılıyor ve çok meşhurmuş.
Ayrıca Kos Helva da çokca bulunuyor , tabiki bal , pestil çeşitleride epeyce fazla.
Dükkanların vitrinleri akşam olunca doğal renkli ürünlerin ışıklarla birleşmesiyle ışıl ışıl oluyor.

Eve geldiğimizde ilk önce yemek öncesi yorgunluğumuzu birer kadeh kırmızı şarap ile attıktan sonra :-)
Yemeğimize Trabzon'a özgü Tatlı Balkağı Çorbası ile başladık. Çorbanın lezzeti değişik tatlı ve tuzlu karışık bir lezzet , hatta ben kırmızı pul biberde ekleyerek daha farklı bir tat yarttım:-)) ama her türlü benim dama zevkime uygun bir lezzetti .Sonrasında ise nefis kızarmış Karadeniz Mezgiti ve salata ile devam ettik.
Ellerine sağlık Sevgi Teyzecim.
Ev sahibimiz sevgili Kazım Amcamın bu fotoğrafı uzun zaman önce bana ulaşmıştı , kısmet evlerine gidip orada güzel bir zaman geçirdikten sonra yayınlamakmış. Kendisi
çok başarılı ve sevilen bir matematik öğretmeni ve emekliliğinden sonra matematik zekasını mutfakta kullanmaya başlamış .
Bu sefer kendisinden birşeyler yiyemedik ( ama indiğimiz sabah fırından getirdiği bir kasa peynirli ve kıymalı pideyi göz ardı etmemem gerekiyor ) bir dahakine aynı bu fotoğraftaki performansı bekliyoruz:-))


Aşağıda göreceğiniz muhteşem tat ise Maçka'lıların bir çeşidi. Sağolsun tanıdıkları biz geliyoruz diye özel olarak hazırlayıp yollamışlar.
Lamesli Pide . Evde yapılmış mayalı hamur içine - soğanla kavrulmuş karalahana ya da pazı ve fasulye ilaveli iç , hamurun içine yerleştirilip tavada önlü arkalı olarak pişirilip yağlanıyor.Lezzeti muhteşem.Yapanın , getirenin ellerine sağlık.
Hatta yediğimiz yetmiyormuş gibi sağolsunlar yanımızada verdiler , hala bir bölümü dondurucuda duruyor önümüzdeki günlerde ısıtıp yiyeceğiz:-)


Dönüş günümüze erken başladık .Dolmuşa binerek yaklaşık 10 dakikalık mesafedeki Trabzon'un tarihi mekanlarından bir Müze'nin bahçesinde güzel bir Trabzon Kahvaltısı ettik. Bu tarihi yerden birazdan bahsedeceğim.
Hava gene dondurucu ama bahçedeki masaların üzerine çadır oluşturmuşlar ve içerde elektrik sobası yanınca dışardaki havayı hissetmiyorsun bile.



Masamız kahvaltılıklar adına çok zengin değildi , ama olmasınıda hiçmi hiç gerek yoktu.

Tazecik Trabzon Ekmeğini batıra batıra afiyetle çok lezzetli Kuymak ile işe başladık:-)
Peyniri toparlamak zor olsa bile tüm gücümle mücadele edip tavanın dibini kaşıkla sıyararak afiyetle yedim:-)
Gene Trabzon'a özgü Kaygana , omlet ve krep karışımı denebilir , ama gerçek olan lezzeti harika:-)

Kahvaltımızı bahçesinde yaptığımız tarihi yer - Ayasofya Müzesi.
Daha önce sadece kartpostallarda gördüğüm ve gerçekten muhteşem bir yapıya sahip olan Müze.
Aşağıda http://tr.wikipedia.org/wiki/Trabzon_Ayasofya_M%C3%BCzesi den alıntıyı okuyabilirsiniz.

Trabzon Ayasofya Müzesi, Trabzon'un Yenimahalle semtinde bulunan tarihi müzedir.

İstanbul'un Latinler tarafından işgal edilmesinden sonra kaçan ve Trabzon'da 1204 yılında yeni bir devlet kuran Komnenos ailesinden Kral I.Manuel (1238-1263) tarafından 1250-1260 yılları arasında yaptırılan ve bir manastır kilisesi olan Ayasofya adı "Kutsal Bilgelik" anlamına gelir.

Geç Bizans Kiliselerinin en güzel örneklerinden biri olan yapı, kapalı kollu haç planlı olup, yüksek kasnaklı bbir kubbeye sahiptir. Kuzey, batı ve güneyinde revaklı üç kirişi bulunmaktadır. Yapı ana kubbenin üzerine değişik tonozlarla örtülmüş ve çatıya farklı yükseltiler verilerek kiremitle örtülmüştür.

Üstün bir işçiliğin görüldüğü taş plastiklerde Hıristiyan sanatının yanı sıra Selçuklu Dönemi İslam sanatının da etkileri görülmektedir. Kuzey ve batıdaki revak cephelerinde görülen geometrik geçmeli bezemeleri içeren madalyonlarla, batı cephesinde görülen mukarnaslı nişler Selçuklu taş işlemelerindeki özellikleri taşımaktadır.

Binanın en görkemli cephesi güneyidir. Burada Adem'le Havva'nın yaratılışı kabartma olarak bir friz halinde anlatılmıştır.

Güney cephesindeki kemerin kilittaşı üzerinde Trabzon'da 257 yıl hüküm süren Komnenos Hanedanı'nın sembolü olan tekbaşlı kartal motifi bulunmaktadır.

Kubbede ana tasvir İsa, onun tanrısal yönünü aksettiren Hristos Pantokrator (Herşeye kâdir İsa) tarzıdır. Bunun altında bir kitabe kuşağı, daha altta ise melekler frizi bulunur. Pencere aralarında oniki havari tasvir edilmiştir. Pandantiflerde değişik kompozisyonlar yer almaktadır. İsa'nın doğumu, vaftizi, çarmıha gerilişi, kıyamet günü gibi sahneler betimlenmiştir.

Fatih Sultan Mehmed'in 1461 yılında Trabzon'u fethiyle camiye çevrilmiş ve vakıf eser olmuştur. 1868 yılında Bursa'lı Rıza Efendi'nin teşvikleriyle yeni baştan onarılmıştır.

I. Dünya Savaşı yıllarında Ruslar tarafından işgal edilen Ayasofya, askeri karargâh, hastane, depo ve savaştan sonra yine cami olarak kullanılmıştır. 1958-1962 yılları arasında Edinburgh Üniversitesi ve Vakıflar Genel Müdürlüğü işbirliği ile restore edilerek, 1964 yılında müzeye çevrilmiştir.



Trabzon denilence tabiki akla gelen diğer şeyler ise Trabzon Bileziği , Telkari ve Kazaziye.
Aşağıdaki fotoğrafta bir kaç örneği toparlamaya çalıştım ama gerçek görüntüleri büyüleceği:-)


En kısa zamanda dileğim böyle kısa bile olsa yeni bir geziye çıkmak :-))

Sağlıcakla kalın.

28 Kasım 2010 Pazar

ELA CAFE GÖZLEME - Yeşilvadi'de Kasım sonunda bir yaz günü



Çok iyi anlaştığımız ve üzerimizdeki her türlü stresi birlikteyken attığımız harika bir arkadaş grubum var.Geçenlerde klasikleşen sabah kahvaltımız için sevgili Nermin bize kendini affetirmek için bizi çok güzel bir yere götüreceğine ve üzerimizdeki tüm negatifliklerden arınacağımızın sözünü verdi .

Dört bayan atladık arabaya ve sabahın 09,30 civarı yola koyulduk .Yolumuz Yeşilvadi'de son buldu .Şile'ye gidenlerin çok iyi bileceği , eski yol zamanında içinden geçilen sevimli Yeşilvadi köyü yeni yol ve baraj yapımı ile beraber artık yok olmaya mahküm bir yer haline dönüşmüş .


Daha önce sadece aynı yol üzerinde Üvezli bölümündeki kulubelerde gözleme ve mısır yediğimiz olmuştur , çok eski olmamasına rağmen Yeşilvadi ayrımındaki bu güzel mekana daha önce hiç gitmemiştim .


Mekanımız yeni Şile yolunun hemen yan yolunda bulunan birkaç kulubenin var olduğu yolun en sonundaki ELA CAFE GÖZLEME .






Sahibesi Rize /Ardeşenli ve hemen hemen tüm mamülleri organik ve kendi yapımı olan çok tatlı bir bayan , sevgili Gülay Hn bizi sanki evine kahvaltıya misafir gitmişiz gibi ağırladı.

Özellikle sıcacık servis ettiği mis gibi ev ekmeği harikaydı :-) Doysak bile tereyağını sıcacık ekmeğe sürmeden duramadık :-))





Kahvaltı soframızda bol bol değişik reçel çeşitleri , bal , tahin&pekmez , zeytin çeşitleri ,peynir çeşitleri , kaymak , tereyağı , ev yapımı mis gibi fındıklı kurabiyeler , domates&salatalık ve daha sonra eklenen harika rengi neredeyse tam turuncu olan yağda yumurta vardı , tabi güzelim ekmeği unutmamak gerekiyor:-)



Mutfak pırıl pırıl , tertemiz , evimizi aratmayacak düzende. İsteyen Gülay Hn ile birlikte yiyeceklerini hazırlayabilir , suyunu direk çeşmeden dolurup içebilir , direk dağdan gelen harika bir tadı olan suyu var.


Dış mekan ise içerisi gibi harika , şu anda tüm yapraklar yerleri halı gibi kaplamış ve yürüdüğünüz zaman çıtır çıtır sesler ve kuş sesleri dışında hiç bir sesin olmadığı huzur dolu bir yer , tabi ses olarak bizim kahkaha seslerimizi saymazsak :-))
Dışarda hamaklar , tahta masalar ve mangallar mevcut. Eee hamaklar olurda onlarda şöyle uzanıp azda olsa bir keyif çatılmazmı:-))

Gülay Hn'ın eşi vakit öğlene yaklaştığı için mangalları hafifte olsa yakmaya başladı , böylece kulubenin içinde yanan kuzinedeki odun kokusu dışarda da magal ile devam etmiş oldu.
Bu güzel mekanı tanıdıktan ve sıcacık ilgiyi gördükten sonra , bu dönem süre gelecek olan kahvaltı toplantılarımızı hep bu güzel mekanda sadece kahvaltı ile değil eşlerimizinde katılımı ile kahvaltı sonrası mangal ve yemek ile yapmaya karar verdik , onlarında bu güzelliği görmeye hakları var sanırım :-))

Mekan sadece kahvaltı , gözleme ve mangal ile hizmet vermiyor , onların dışında arayıp rezervasyon yaptırdıktan sonra tüm yemekler özellikle Karadeniz yemekleri aynı titizlikle hazırlanıyor , bizim hedefimiz en kısa zamanda hamsi ve birkaç Karadeniz yemeği yemek :-)Ne olsa grubumuzun çoğunluğu 2 tanemiz hariç Karadenizli , onlarda eş tarafından Karadenizli oldular bile , bir tanesi de ben :-))
Laz Böreği , Kuzinede Balık Çeşitleri , Izgara , Ev Köftesi , Mantı v.s.....

Yemek fiyatları konusunda fikir veremeyeceğim ama kesinlikle makul fiyatlar ile karşılaşacağınıza eminim.Sınırsız çay ile köy kahvaltısı 15 TL ile 20 TL arası değişiyor .

Ama mutlaka gitmeden aramak gerekmektedir.

- Rezervasyon için : 0536 874 77 75 / Gülay Hn.


Sağlıcakla kalın.



9 Ekim 2010 Cumartesi

Aydınlığın Şövalyeleri - İş Başına

kitaplar

Bugün bir yemek tarifi ya da bir mekan tanıtımı ile değil bir kaç senedir hem Blog hem de Facebook aracılığı ile tanışıklığım olan sevgili Zerrin'in ( http://www.facebook.com/l.php?u=http%3A%2F%2Fwww.misssgibi.com%2F&h=6f95d )ablası Berrin Hn'ın görev yaptığı Başkale Lisesi'nin ihtiyaç duyduğu kütüphane için yardım çağrısında bulunmak amacı ile sizlere seslenmek istiyorum.

TuzBiber Dergiside hem kendi sayfalarında hem de Facebook aracılığıyla bu katılımı tanıtmakta ve yol göstermektedir ( http://www.tuzbiberdergisi.com/ ).

Amaç evinizde bulunan sizlerin ve çocuklarınızın artık gereksinim duymadığı , yakınlarınızdan ya da imkanınız varsa kitapcilardan temin edebileceginiz roman,hikaye ,universiteye hazirlik kitaplari ,testleri, ve okul kitaplarini aşağıda adresini verdigim son derece ciddi ihtiyaçları olan liseye ulastirmaniz.

Gönderi ile alakalı ,tüm yazılarda okuduğum kadarı ile en uygun ücretli olan PTT Kargo olduğu için bende PTT Kargoyu öneriyorum.
Bu hafta içinde yapmayı planladığım gönderimi bende PTT Kargo ile yapacağım.

ADRES: Başkale İ.M.K.B Çok Programlı Lisesi BAŞKALE / VAN



Aşağıda ayrıca bahsi geçen lisede öğretmen olan Berrin Hn'ın bizlerle paylaştığı yazıyı da sizlerle paylaşmak istiyorum.


VAN/ BAŞKALE. Daha doğusu yok. Akşamları tepelerde ışıklar görünüyor yer yer: İran sınırı ve karakollar. Yükselti o kadar fazla ki, ağaç yetişmiyor. Yıldızlar o kadar yakın ki, ellerinizle tutabilirsiniz. İlkokulda öğrendiğim tüm yıldız kabileleri burada: küçük ayı, büyük ayı, cezve. İnsanları o kadar sıcak ki, iklime inat. “İnsanlık” burada yaşıyormuş, meğer ölmemiş diyorum içimden.
Yıllardır batıda değişik ve güzel şehirlerde ......çalıştım hem de iyi koşullarda. İster istemez kıyaslama yapıyorum. Burada 3.haftasındayız okulun. Kılık-kıyafet kontrolü sırasında ayakkabıları farklı renkte birkaç öğrenciyi ayırmıştık. Teneffüste bir kız öğrenci yanıma geldi ayrılan bir arkadaşı için. Sessizce kulağıma “hocam, … arkadaşımız 12 kardeş, ailesinin durumu iyi değil, söyleyemiyor utanıyor” dedi sustum. 9.sınıf öğrencilerinden biri (üstelik ufacık bir şey daha) eski bir eşofman üstüyle gelip gidiyor okula. Fakirliği okunuyor yüzünden, duruşundan. Bir aya kalmaz kar yağarmış buralara. Ne yapmalıyım bu çocuk için? Bugün 11.sınıf öğrencilerinden biri üzgündü. Nedenini sordum, ailemin parası yok hocam beni okuldan alacaklar dedi. Zehir gibi kafası var. Seneye mezun olacak oysa. Kalacak yer bulmalı ama nasıl? Kız öğrencilerin sayısı az, çünkü okutmuyorlar. Çarşıda kadın-kız pek görülmüyor, ancak memur bayanları görebiliyorsunuz. Öğrenci çok, sıra az. Gelen öğretmenler en fazla 1,5 yıl kalıp gidiyorlar. Sınıfta konuşuyoruz, bir örnek verdim: Van’ a gittiğinizde…Hocam Van’a gitmeyenler var daha dediler. Sordum, sınıfın yarısı ilçeden dışarısını görmemiş daha. Gidenler de çalışmak için bir inşaatta veya akraba yanında. Gezmek fiilini çekemez bu çocuklar. Sinema-tiyatro, alışveriş merkezi, kafeterya, çay bahçesi, flört nedir bilmiyorlar. Ülkemin 40 yıl öncesine ışınlanmışım sanki. Ya da bir köşeden Şener Şen çıkıverecekmiş gibi, bir Türk filminin içine düşmüşüm adeta.
Evimi taşırken kitap kolilerinden yakınan taşımacılara kızan ben, okuldaki kütüphaneyi görünce ürperdim. Bomboş. Bu gençlerin bilinç kazanması, kendilerini tanıması, hayallerine kavuşmak için yol-yordam öğrenmeleri gerekiyor oysa. Yokluk ve yoksulluktan kurtulmaları, cahil kalmamaları gerekiyor. YGS-LYS kitapları olsa kütüphanede soru çözümü yaparlar, üniversiteye bir adım daha yaklaşırlar.
Okuduğu bir roman karakteri belki onun hayatında dönüm noktası olacak, belki çözdüğü bir üniversite hazırlık kitabı onun bir bilim insanı olmasını sağlayacak ya da okuduğu kitaplar hayatının tek zenginliği olarak kalacak ama kendi çocuklarını özellikle de kızlarını okula göndermesini sağlayacak.
Üzerime umutsuzluk çökmeye başladı, yakında yağacak olan kar gibi…
Aydınlığın şövalyeleri neredesiniz?

Berrin Damgacı
ADRES: Başkale İ.M.K.B Çok Programlı Lisesi BAŞKALE / VAN


Ama bunun yanında ihtiyaç sadece kitapla bitmiyor , kampanya kütüphane kurmak olabilir ama okula gidip gelirken ihtiyaçları olan , belkide artık çocuğunuzun ayağına olmayan ve dolapta bekleyen botlardır.
Haydi el ele verelim.

Sağlıcakla kalın.

4 Ekim 2010 Pazartesi

Karadeniz ve Kuzinede Alabalık

kaleden ağrı
Böyle bir güzelliği görmeden sakın ömrünüzü geçirmeyin derim.
Yeşilin bu kadar çok tonu olabileceği ancak oralara gidildiğinde anlaşılabilir.
Bulunduğum mevki Rize'nin Çamlıhemşin ilçesinin Çat Köyü civarı , aslında tam köy değil köyün eteklerinde sonradan kurulan bir yerleşim yeri. Genelde yazları 10 - 15 evin canlı olarak bulunduğu kışları herkesin ya ilçedeki ya da büyük kentlerdeki evlerine çekildikleri çok sevimli bir yerleşim birimi ,doğa harikası.
Evlerin dışında her türlü hizmet veren birde pansiyonu bulunmakta " Cancık Pansiyon " her türlü hizmet diyorum , hem pansiyon , hem market , hem kahve , hem restaurant hemde terminal :-)
http://cancikpansiyon.net/index.htm

çilanç köprü

Her sabah saat 06,30 civarı kalkıp kayınpederim ve eşim ile bu köprüye ( Çılanç Köprü ) kadar sabah yürüyüşümüzü yapıp hemen yanı başından akan mis gibi suyudan bir bidon su doldurup eve dönerek kaymak ve baldan oluşan kahvaltımıza kavuşuyorduk:-)

kuşburnu

Yol boyunca yüzlerce çeşit bitki bizlerle birlikte sanki seyehat ediyor. Renkler artık yavaş yavaş sonbaharı hatırlatsa bile hala canlı ve parlak hayat dolular. Hele birde hafif bir yağmurun ardından tertemiz görünümleri insanı hayran bırakıyor. Etraf kuşburnu dolu , çocukluğumda teyzemlerin gün boyunca çuvallarla yaptığı kuşburnu marmelatları gözümün önüne geldi , en zor ve emek isteyen işlemlerdi , acaba hala aynı zorlukla yapanlar varmıdır yoksa teknolojik aletlerden faydalanılıyormudur?

komşu kızı

Hemen hemen hergün bir , iki , bazen üç tane bunun gibi tatlımı tatlı komşu kızları hemen evin önündeki çitin ardında bulunan küçücük derenin başına geliyorlar, Hele hava sıcak oldumu hem su yanında olmak hemde ağacın gölgesine sığınmaktan başka çareleri yok.
Bulunduğumuz ortamdaki yegane sesler ; kuş , dere ve ineklerin boyunlarındaki çan sesleri. Daha sonra İstanbul'a gelince hele işe başladığım ilk gün etraftaki insan ve ses kirliği beni kısa süreli bunalıma soktu , " ne işim var benim burada " dedirtti. Ama maalesef hemen adepte oluverdim :-)

şömine1

Sabahları yanan kuzine öğlene doğru sıcak havanın etkisiyle ihtiyacını yitirirken akşam 7 den sonra çıtır çıtır yanan odunlarıyla kırmızı ışık saçan şömine vaz geçilmez bir tat veriyor. İster Eylül ayında ister Temmuz ayında olun şömine ve yün yorgan hiç bir zaman fazla gelmez oralarda , bunlar oranın en zevkli parçalarıdır.

mavi alabalık

Evimizin çok yakınında çok büyük bir alabalık çiftliği var. Alabalıklar dere suyunda yetiştiriliyor .Alabalık yemek köye gidince kaymak , tereyağ yemek kadar önemli. Hem çok lezzetli hemde görerek satın almak ayrıcalıklı.
Bu çiftlikte sanırım 20 nin üzerinde havuz mevcut , havuzlarda inanılmaz çoklukta balık mevcut , bazıları damızlık ve anaç neredeyse torik büyülüğünde bazılarıda fotoğrafta ne kadar fark edilebilir bilmiyorum ama sarı ve mavi .
Ya fırında ya da tereyağda kızartma şeklinde yediğimiz balığı bu sefer ben ele alarak , bildiğim bir tarif ile yaptım. Bu tarifte sevgili arkadaşım Özlem'in palamut tarifinden yola çıkılan bir tariftir , sadece limonu unutulmuştur :-)Bu kadar güzel yerlerin arasında sizlere birazda yemeğimizi tanıtayım :-))

alabalık tepside1

Güzelce temizlenip ayıklanmış balıkları çok az tuzluyoruz. Ocağın üzerinde pişmeye uygun tepsi hafifçe zeytinyağı ile yağlıyoruz.
Sırasıyla ; halka halka doğranmış kuru soğanı tepsiye diziyoruz , üzerine halka halka çok kalın olmayacak şekilde doğranmış patatesleri diziyoruz . Balıkları yatırıp içlerine bir kaç parça sarımsak koyup , domates , yeşil biber , kalan sarımsakları ve maydanozları fotoğrafta görüldüğü gibi yerleştirip üzerine çok az karabiber serpip ufak parçalar halinde tereyağını koyuyoruz.

alabalık sobada kapalı

Daha sonra ,tabi ben bulunduğum ortamın güzellerinden faydalanarak üzerine bir büyük boy tepsi kapatıp kuzine üzerinde yavaş yavaş pişirdim , ama kısık ateşte ocakta yapılabilir.

alabalık sobada pişmiş

Sobanın üzerinde suyunu salıp soğan , patates ve balıkları pişen yemeğimizi.

alabalık sobanın fırınında

Kuzinenin fırınına ya da şehir koşullarına göre normal fırına atıyoruz. Bir müddet kızarmasını sağlıyoruz.

alabalık tamam

Hafifçe kızarıp suyunu çekmiş olan yemeğimiz afiyetle yemeğe hazır hale gelmiş bulunmakta :-)

mollaveyis marullarından salata

Yanına ise sadece mis gibi yörenin bahçelerinden kopmuş çıtır çıtır marul salatası ve nacizane birer dublede rakı :-))

mutfaktan manzara

Ama bu yemeği yaparken mutfak penceresinden görünen manzarayıda sizlerle paylaşmadan geçemeyeceğim. Kıskanılmayacak gibi değil değilmi :-)

duman inmiş

Bu manzarada salonun penceresinden dumanın dağlardan inmeye başladığını gösteren manzara .Güneşte ayrı , dumanda ayrı , yağmurda ayrı güzel.

zil kale

Bir haftalık tatilimizin dönüş yolunda restore edilen Zil Kaleyi gezmeyi planlıyorduk ama kısmet olmadı sadece yenilenmiş hali ile fotoğraflarını çektim.Epeyce büyütmüşler ama kullanılan taşlar geçmişi değilde günümüzü çağrıştırıyor , ama söylenen 1 sene sonra tüm kullanılan yeni taşlar eski havasına bürünecekmiş , umuyorum.

ördekler

Köyden Pazar'a inerken bindiğimiz minibüsün diğer yolcuları ise tüm yolculuk boyunca güzel sesleri ile bize eşlik eden bu sevimli ördeklerdi:-)) Yazlık evlerinden kışlık evlerine göç ediyorlardı , tüm yazı yaylada geçirmişler kışı Pazar'daki evlerinde geçireceklermiş , özgürlükleri biraz kısıtlanacak ama Nisan ayı gibi gene özgür özgür yaylalarında dolaşırlar :-)

yolculuğun sonu

Ve işte yolcuğun son noktası , yaklaşık 10 saat kadar Trabzon'da vakit geçirip bineceğimiz uçağı beklerken olan halimiz:-)

Bu güzellikleri mutlaka yaşayın , 1 haftalık denizde harcağınız zamanı burada harcadığınız zaman inanın sanki 1 ay tatil yapmış gibi dinleniyorsunuz.

Sağlıcakla kalın.