


Uzun geçen zamanın ardından sizlerle annemin gene okul zamanlarından hatırladığı güzel bir şiir ile merhaba demek istedim.Annemin okul şiirlerinin ve şarkılarının tamamını hatırlaması gerçekten olağan üstü birşey .
Bu seferkinin ortaya çıkışı ise benim kendisine getirdiğim ve ekteki fotoğrafta göreceğiniz kedi resimli yastık kılıfı ile oldu.Cumartesi sabahın 09,00 da evden çıkıp yürüyerek sahilden Suadiye oradan bir kaç yerde mola vererek Bağdat Caddesinde turlama sonucu ara sıra uğradığım ev tekstili satan Dodanlı Mağazasında fotoğrafta gördüğünüz bu güzel kedili yastık kılıfını görünce " işte " dedim " tam anneme göre ".
Yanılmamışım çünkü bugün kendisine verdiğimde " ayyy çok güzel " şeklinde nidalarla karşılaştım ve tabiki hemen annemin ağzından aşağıda göreceğiniz " Kedim " şiiri dökülmeye başladı .
Eee bende hemen kaptım kağıt ve kalemi paylaşmak adına hemen yazdım.Tabi annem " bak şimdi bunu da yazacak " dedi :-))) , ama yazdıklarıma da mutlu olmuyor değil hani :-))
KEDİM ,
Kedim henüz bir yaşında
Uyuyor soba başında
Hem cesurdur hem de kurnaz
Bir tıkırtı duyar duymaz
Uyanır aslan kesilirGözleri volkan kesilir
O geldiği günden beri
Bizim evin fareleri
Damdan tavandan indiler
Birer deliğe sindiler.
Sağlıcakla kalın.
Cumartesi akşam yemekte annemlerdeydik , sofra için mutfakta hazırlık yaparken bana gene ilkokul zamanında ezberlemiş olduğu iki güzel şiiri okudu , bu şiirleri ilk defa duydum.Hele bir tanesi varki şu an içinde bulunduğumuz duruma karşılık ayakta durmamız gerektiğinin mesajını seneler öncesinden vermiş , hangisi olduğunu sanırım belirtmeme hiç gerek yok.
Çocuğum
Çocuğum bugün küçüksün
Yarın büyürsün
Her şeyde üstün , sen ol çocuğum
Eskiyi unut
Yeni yolu tut
Türklüğe umut
Sen ol çocuğum
Türkü kurtaran öndere inan
Söylemez yalan
Sen ol çocuğum
Tatil Bitti
Aman çocuk aman çocuk
Çekeceksin elbet zorluk
Kaç aydır hep evde kaldın
Sazdan düdük yapıp çaldın
Ağaçların gölgeleri
Yamaçların dereleri
Hem gönlünü eğlendirdin
Hem başını dinlendirdin
Fakat artık nerde o yaz
Rüzgarla la sallanan saz
Mavi deniz yanık kaval
Dertli çoban sakin sürü
Haydi artık derse yürü
Sağlıcakla kalın.
Uzun zamandır sevgili anneme ait yazı yazmadım.
Geçenlerde telefonda konuşurken ilkokul yıllarında müsamerede söylenen bir şarkılardan bahsetti ve bana şiir olarak bir kaç sıra okumaya başladı , " ama hepsi bu kadar değil gelince yazman gerek " dedi :-)
Dün kızımla birlikte annemlere gittik oturdum notebook'un başına annem söyledi ben yazdım , sonrada kayıt edip en kısa zamanda yayınlacağımı söyledim.
Bu arada yazdıktan sonra teyzemi arayıp " merak etme annem hazırlamış ve bana yazdırdı " dedim , çünkü teyzem anneme " eğer sen hatırlamyorsan ben yardımcı olayım" demiş :-) yani anlayacağınız biz ailecek paylaşımcıyız:-)
İşte aşağıda annemin şiir olarak bana yazdırdığı ama aslında seneler öncesinin ilkokul müsamere şarkısı " 4 Mevsim "
İLKBAHAR
Mart
Mart ayı bir hırçın kadına benzer
Havası fitretin sanki kış mıdır?
Ergavonlar açar kuzular meler
Bilinmez hâsılı yaz mı kış mıdır?
Nisan
Nisanda can verir günün neşesi
Mavi salkımlarla mor leylaklara
Ormanı çınlatan bülbülün sesi
Çalkanır akseder ta uzaklara
Mayıs
Mayısın zevkine hiç doyum olmaz
Tabiat o zaman çok neşelidir
Dağlarda kırlarda kar gibi beyaz
Yıldızlar kadar çok papatya vardır
YAZ
Haziran
Haziranda her yer gülistan olur
Nur ile açılır pembe goncalar
O kuru topraklar bağ bostan olur
Türlü türlü sebze verir bahçeler
Temmuz
Temmuzun sıcağı gayet yavuzdur
Kavrulur çayırlar sararır çimen
Başlıca ürünü kavun karpuzdur
Çiçeği karanfil beyaz yasemin
Ağustos
Ağustosta biter yoncadan erken
Altın başaklarla bir mavi çiçek
Rüzgârla tarlalar dalgalanırken
Girip orak biçmek ne hoştur gerçek
SONBAHAR
Eylül
Eylülde üzümler kelamı bulur
Kütükler salkımlar benek benektir
Bağ bozumu bu ay sonunda olur
Bütün köy halkına düğün dernektir
Ekim
Ekim ayında bereket çoktur
Olgun yemişlerle dallar eğilir
Kırların keyfine nihayet yoktur
Elma ayva zeytin koz devşirilir
Kasım
Kasım ayında toprak katıdır
Onu beslemeli boş durmak olmaz
En güzel çiçeği kasımpatıdır
Bu ayda çiftçiler hiç ürün almaz
KIŞ
Aralık
Aralık ayında toprağı yine
Sürüp kurcalamak zamanı gelir
Herkes sabanını alır eline
Tarlalarda artık ekin ekilir
Ocak
Ocak ayında kar yağar sade
Çiftçi rahat eder elleri boştur
Elemsiz kedersiz ocak başında
Tarhana çorbası pişirmek hoştur
Şubat
Şubatta sevimli kuzular doğar
Müjdeler getirir o ilkbahara
Çobanlar sevinir yağmurlar yağar
Tazelik getirir dört bir tarafa.
En kısa zamanda annemden yeniliklerle buluşmak dileğiyle.
Sağlıcakla kalın.

Son zamanlarda akşam yemeklerinde yaklaşık 1 saat kadar sonra yavaşça mutfağa süzülüp , seyrettiğim dizi ya da programların reklam aralarında mısır patlatıyorum. Tabi birinci çanak bitince eşimle birbirimize bakıp ikinci tabağında güzel gideceği konusunda hem fikir oluyoruz :-)
Patlamış mısır , çocukluğumda özellikle kış akşamlarında tel eleklerin içinde ya ocakta ya da sobanın üzerinde mutlaka sık sık yapılırdı . Daha sonraları mısır patlatma makinesi çıkınca tabi bu makineyi ilk alanlar arasında sevgili annem olmuştu :-)
Yaklaşık 5 sene kadar annemlerle aynı apartmanda oturduk ve çocukluğumdaki hızını hiç kaybetmeden bu sefer makinesi ile sadece kendilerine değil , bize , abimlere ve hatta komşulara akşamları birer çanak patlamış mısır servisi yapıyordu , ee buna hayır demek hiç mümkünmü :-)).
Hatta geçenlerde bir hafta sonu arkadaşlarımıza yemeğe gidecektik ve önce annemlere uğradım , tam giderken 2 makine mısır patlattı " yemekten sonra eğlence olur , hadi bunları da götür " dedi :-)) yani anlayacağınız annemin elinden ne uçan ne de kaçan kurtulabilir :-))
Ben orta boy teflon tava ya da tenceremde yapıyorum , çok az sıvı yağ ve tuz koyup üzerine bir avuç kadar mısır ilave ediyorum hafif hafif sallıyorum , patlamaya başlayınca üzerine kızartmalarda kullandığım teli kapatıp tümü patlayıncaya kadar ocağın kısık duruma getirip hafifçe sallamaya devam ediyorum.
Eminim herkesin çocukluğunda patlamış mısırlı kış geceleri vardır. Hadi şimdi de kışı yaşadığımıza göre bir tava ve tencerede bu işi yapmak çok kolay. Sadece yağacağınız Cin Mısır almak :-)). Böylece çocuklarınızıda bol yağlı cipslerden kurtarmış olursunuz.
Sağlıcakla kalın.

Ellerimizde özellikle kış aylarında havanın ve suların çok soğuk olması sebebi ile kurumalar ve çatlamalar oluşur.
İş yerinden her elimi yıkayışımdan sonra mutlaka el kremi kullanıyorum , bunu evde uygulamak epey zor , özellikle mutfakta iş yapıyorsam elim çoğu zaman suyun içinde oluyor , ancak işimin tamamen bitiminde el kremimi sürüyorum.
Küçükken hatırlarım annem mutfak tezgahında bir şişede el kremi bulundurur ve sık sık kullanırdı. Geçenlerde arkadaşım Nursen gliserin ile yapılan bir el kreminden bahsedip , nasıl yapıldığını bilenimiz varmı diye sorarken annemin sürdüğü el kremi geldi aklıma , annem kendi kremini kendisi yapardı ve birden içinde gliserin olduğu da geldi aklıma . Hemen annemi aradım ve nasıl yaptığını tarif etmesini istedim , sevgili annem bir tarif verirken en ince ayrıntısına kadar anlatır ve daha sonrada oku bakıyım doğru yazmışsın der :) Ama bu sefer yazdırdığını okutmadı sadece tarifi verdi :)
- 1 şişe gliserin
- limon kolonyası ( gliserinin şişesi dolusu )
- limon suyu ( gliserinin şişesi dolusu )
Sonuçta 3 malzemeninde ölçüsü eşit olacak .
Bu üç malzemeyi daha büyük bir şişede iyice çalkalarak karıştırıyoruz. Kullanırken şişeyi çalkalayıp mercimek kadar elimize alıp, elimize iyice ovalarak yediriyoruz.
Sonuçta satın alınan kremler de tabiki ellerimizi bu tip çatlama ve kurumalardan koruyor , ama bu evde hazırlanmış ve zararlı herhangi bir madde içermeyen , daha önemlisi yıllarca annemin kulladığı doğal bir krem.
Bence denemekte fayda var.
Sağlıcakla kalın.
Not: Bu yazı ilk olarak 27/01/2008 tarihinde diğer blogumda yayınlanmıştır.
Ben küçükken tek katlı ve bahçe içinde bir evimiz vardı. Bahçemiz epey büyüktü, ön bahçede hemen hemen her çeşit çiçekler, koskocaman gül ağaçları, yoncalar ve büyük olmasa bile yazın içine girip oynadığımız, kırmızı balıkları ve nilüfer çiçeği olan bir havuzumuz vardı. Arka bahçede bir müştemilat ( küçük bir baraka ) ve sebzelerimiz bulunurdu. Ayrıca bahçenin her yerinde farklı farklı meyve ağaçları vardı, mesela ben çocukluğum boyunca hiç çarşı ya da pazardan vişne ve erik aldığımızı bilmem, üstelik komşularımıza bile dağıtırdık. Hatta bahçemizde bulunan zeytin ağacından toplanan zeytinlerle annem sele zeytini bile yapardı. Yazın tüm günü ( plaja gitmediğimiz zamanlarda :) ) ve akşamı bahçede havuz kenarında geçirirdik. Havuzumuzun fıskiyesi ve içinde abım tarafından yapılmış renkli ışıkları vardı, akşam olunca yemeğimizi yerken su sesi ve renkli ışıklar benim çok hoşuma giderdi. Tabi bu güzelliklerin yanında bazı dostlarımızda bizimle olurdu. Bu dostlarımız kedilerimiz :) ve bir müddet bizimle olan sevgili köpeğimiz Tomar, kendisi cins bir köpek değildi ama evin maskotuydu, ne yazık ki bir gün bahçeden kaçıp belediyenin bıraktığı zehirli yiyeceği yiyerek öldü :( , bu beni çok üzen olaylardan bir tanesi olarak hatıralarımda bulunur.
Tüm çocukluğum boyunca evimizden ve bahçemizden kedilerimiz hiç eksik olmadı , Sarman , Minnoş ve adını hatırlayamadıklarım. Ama en çok Minnoş'u hatırlıyorum duman renkliydi ve çok güzel gözleri vardı , hatta bir kere 4 tane yavrusu olmuştu ama doğanın kanunumu diyim o kadar koruma altına alıp cemekanda korumamıza rağmen erkek bir kedi toparlak yavruları boğarak öldürdü :( Neyse fazla karamsar olaylardan bahsetmeyim.
Hayvan sevgisi sanırım insana büyüklerinden geçer, çocuklar annelerinden ne görürse ya da hissederse aynen devam ederler. İşte benim için ve kızım içinde aynen bu böyle, kızım şimdi Veteriner Hekim olma yolunda. Annemin hayvan sevgisini anlatmam imkânsızdır ancak onu görmek ve onlar hakkında konuşurken dinleyerek anlayabilirsiniz. Şu an için annem 2 muhabbet ( birinin adı Çiko diğerinin yok ), 1 kanarya ve 1 kedi ( adı Serseri ama annem ona Oğlum der , ama adı gibi gerçekten serseri :)) ile çok yakından ilgilenmekte ve onlara tabir tam yerinde olarak çocuk gibi bakmaktadır. Zaten bahsederken de “ çocuklar “ diye bahseder :)
Geçen gün annemlere gittiğimde annem bana “ gel bak ben hayvan barınağı açtım “ dedi. İnanın buna inandım çünkü bu annemin kesinlikle yapabileceği bir şey. Ve beni mutfaktan içeri götürüp masanın üzerine sıraladığı fotoğrafta görünen zıp zıp zıplayan bu oyuncakların yanına götürerek “ işte barınağım” dedi ve “ her şeyin fotoğrafını çekiyorsun, bunlarında güzel bir fotoğraflarını çek ve sayfana koy “ dedi :). İşte ben de annemin dileğini yerine getiriyorum :)
Bunları yaşamak çok güzel, çünkü annemi onlar oyuncak olsalar bile çok mutlu görüyorum ve bana göre dünyanın en güzel şeyi yakınlarımı mutlu görmek. İnsan kendini mutlu hissettiği ve edebildiği sürece etrafınada aynı derecede olumlu elektriği verebilir. Sanıyorum ben bu güzel davranışı ya da düşünceyi annemden edinmişim.
Teşekkür ederim anneciğim.
Not: Bu yazı ilk olarak 23/01/2008 tarihinde diğer blogumda yayınlanmıştır.
Hemen hemen hepimizin annesinin çiçek merakı vardır. Benim annemde bu , merak üstü bir durum seyrediyor. Annem çiçekleriyle insan gibi konuşup , hallerini hatırlarını sorup her sabah onlara ve dışarıdaki tüm tabiata “ günaydın ” der.
Biz ise her sabah işe gitmek için yarı baygın göz ile yataktan kalkıp , işte yine bir iş günü diye hayıflarınız , etrafımızda çoktan uyanmış olan tabiat için bırakın bir söz söylemeyi , uyandığının bile farkına varmayız. Çünkü bizler için bu gayet doğal bir olaydır. Tabiatın uyandığının değil sabah olduğunun farkındayızdır sadece.
Ama annemin bu tavrından sonra bende ( itiraf ediyorum her zaman değil ) dikkat etmeye , en azından işe giderken etrafımızı saran yeşillik , deniz ve genel olarak doğaya hayranlıkla bakmaya başladım . Ama biliyorum annem gibi olmam çok zor.
Dün akşam annemlerde yemekteydik . Genelde çiçekleri ve iki adet muhabbet kuşu kafesi salonda yemek masasının üzerinde bulunur ( çünkü annem için onlar çok değerlidir ) . Akşam sofrayı hazırlarken çiçeklerinin bir kısmını küçük bir masanın üzerine aldım , ama ben onları alırken annem sürekli “ dikkat et şimdi düşecek , ay yaprakları , çiçekleri kırılacak “ gibi laflar sarf etti :) . Karşıdan bakınca tablo gibi görünüyorlardı. Hemen fotoğraf makinesini çantamdan çıkarıp ( bizimkiler bilir makinem genelde aile ve arkadaş toplantılarında hep yanımdadır ) fotoğraflarını çektim. İçlerinden bir tanesini de sizlerle paylaşmak istedim.
Ne kadar güzeller değil mi ? İşte sevgi ile büyüyen her şey bu kadar güzel olur.
Birbirimizi sevmekten hiç vaz geçmeyelim.
Sağlıcakla kalın.
Not: Bu yazı ilk olarak diğer blogumda 02/12/2008 tarihinde yayınlanmıştır.
İşteeee geldik en güzel bölüme , annem bana bu sözleri kesinlikle yazmamam konusunda çok ısrarcı oldu ama ben bunları herkes ile paylaşmak istedim :)
Eminim içlerinden bazılarını sizlerde biliyorsunuzdur.
Şunu da iletmeden geçemeyeceğim özellikle bir söz var ki sevgili arkadaşım Özlem sürekli kullanır :), sıra o söze gelince belirteceğim.
- Sen beni öldü de gördün soldu da gördün
İşte bu laf annem tarafından gençlik ve şıklık günlerinin anılması sırasında söylenir. Ama şunu iletmem lazım annem tabi yaş olarak ilerledi ama görüntü ve şıklık olarak yaşıtlarına taş çıkartır :)
- Dilim senden çekerim zulüm
Bu Özlem’in dilinden düşürmediği bir sözdür , özellikle bu sözü boş bulunup bizi yemeğe davetttiği ve bizimde hemen kabul ettiğimiz zaman tekrarlar. Her defasında “ Pakize teyzem ne güzel de söylemiş “ der :)Ama sonuç değişmez biz gene gideriz , sonuçta davet geri çevrilmez ayıptır :)
- Çık kapıdan zamkinoz
Bu sözü annem biz küçükken söylerdi . Annem bunu söylerken bende kapıdan çıkmak isterdim hemen ve çok hoşuma giderdi :)
- Mişik taşıktan kirkende don yağını kaçırkan
Aslında Tatar değiliz ama bu sözü annem nedense tekerleme gibi söylerdi , hiç aklımdan çıkmamış. Açıklaması “ kedi pencereden girip don yağını kaçırmış “ Belki içinizde devamını ya da başını bilen vardır ve bana yazar :) Bu sözü her duyduğumda kikir kikir gülerdim ve annemde hep söylerdi. Hatta geçenlerde bu yazıları toparlarken kendisine hatırlattım “ aaa onu damı yazacaksın “ dedi , tabi bende “ elbette yazacağım “ dedim :)
- Bir dostluk kaldı
Annem şu ana kadar karşılaştığım yemek yedirme ustası olan insanların en başında gelir. Her yemeğe gittiğimiz zaman bir yorgunluk olur . Çünkü kendisi “ hadi biraz daha” demekten bense “anne istenirse alınır” demekten yorgun düşeriz :)Ama sonunda tencerenin dibinde kalan , aslında 1 kişinin doyabileceği miktarı , “ bir dostluk kaldı , azıcık kaldı “ diye hepimize paylaştırır :)
- Kullanamadığım akıl
Biraz önce annem ile konuştum , yazılarımı okumuş “ sen ne yaptın şimdi bana gülecekler “ dedi :) ben de “ gülerlerse gülsünler , ben sevdiğim şeyleri yazdım” dedim :) Bu arada tabiki bana yukarıdaki sözünü de hatırlatmadan geçemedi:) Annem bu lafı çok sıkça kullanır , özellikle müzikten konu açılınca “ ah kullanamadığım akıl , keşke ud çalsaydım “ der ve bunu başkaları izler. Eminim bizlerinde bu sözü kullandığımız epeyce yer mevcuttur. ( 27/11/2007 )
- Yettiğine yetiyorsun yetmediğine pabucunu atıyorsun
Ya işte en sevdiğim söz :) ben de bunu sık sık kullanırım , ama ben kendime uyarlayarak söylerim bazende :) ( 29/11/2007 )
- Samut sumut ne gül ne somurt
Bunu annemden dün duydum ilk defa , demekki daha duyacağımız yeni sözlerde olacak :)
Bunun açıklaması ne diye sorunca , annem şu şekilde bir açıklama getirdi “ sana yapılan bir harekete cevap vermek yerine hiç renk vermeden , aldırmadan durmak “ . Belkide gereksiz insanlarla muhattap olmamak için yapılması gereken en güzel şey. ( 02/12/2007 )
- Hıfzı lisan selamettir insan
Söylenecek sözlere çok dikkat etmek lazım , böyle olduğu takdirde ağrısız ve kaygısız bir şekilde hayata devam edilir. ( 02/12/2007 )
Evet şimdilik bu kadar , ama kısa zaman sonra eklemeler yapacağım :)
Sağlıcakla kalın.
Not: Bu yazının başlangıcı ilk olarak diğer blogumda 25/11/2008 tarihinde olmuştur.
İşte bu da annemin , kızım ve yeğenim tarafından bir araya geldiğimizden bir ağızdan söylenen şiiri :)
ARI
Arı sen hep uçarsın
Oh ne rahat yaşarsın
Hürsün ama pek hürsün
Ne hocan var ne dersin
Bir düşüncen yok senin ki
Keyfini kaçırırsın
Çocuk fikrin pek yanlış
Tatlı baldan balmumu
Yapan benim duydunmu
Sağlıcakla kalın.
Not: Bu yazı ilk olarak 25/11/2008 tarihinde diğer blogumda yayınlanmıştır.
İşte sevgili annemin kulaklarımdan halen silinmeyen Kar şiiri.
Sizlerde annelerinize sorun eminim onlarda biliyorlardır , çünkü bir gün ben bu şiirden bahsederken canım arkadaşım Nursen’de hatırladığını ve annesinin söylediğinden bahsetmişti.
Belki bu şiir ile annenizin hatıralarını ve çocukluğunu canladırıp onu mutlu ederseniz .
KAR
Lapa lapa kar yağdı
Bahçe bütün ak oldu
Dersten çıkan çocuklar
Karlı bahçeye doldu
Koşuşarak yerlerden
Avuçla kar kaptılar
Kapının yanına
Bir kardan adam yaptılar
Öyle küçük değil şişman kocaman adamKarşıdan gören korkak o kadar yaman adam
Kısa bacakları var
Yusyuvarlak karnı var
Kucaklayacak gibi açılmış koca kollar
Bir de kafa koydular büyük bir kar topundan
Bakın gerçekten adam başkamıdır hiç bundan
Gözleri iki kömür bakıyor aval aval
Geniş ağzında çubuk uzunca kırık bir dal
Vücudunun her yanı kar dolu avuç avuç
Yalnız burun yerine konmuş kırmızı havuç
Süslemiş başındaki saksıdan şapka onu
Bir süpürge sapıdır elindeki bastonu
Bu kocaman adamın eti kar kemiği kar
İyisimi çocuklar güneş kıymadan buna
Geliniz hep beraber tutalım şişkoyu kar topuna.
Sağlıcakla kalın.
Not: Bu yazı ilk olarak 25/11/2008 traihinde diğer blogumda yayınlanmıştır.
İnsanların kadın olsun erkek olsun en önemli varlıkları kimlerdir ; anne ve babaları.
Aslına bakarsanız babalara haksızlık etmek istemem ama önceliği her zaman anneler alır , sanırım büyük çoğunluk bu konuda bana katılacaktır.
Bu konuyu savunmamın en büyük delili anneme olan bağlılığım ve kızımın bana olan tavrı ve duyguları diyebilirim.
Annem tüm çocukluğumuz boyunca ve daha sonra her zaman olmasa bile aklına geldikçe ilkokulda öğrenmiş olduğu şarkı , şiir ve hikayeleri bana ve ağabeyime söyler ve anlatırdı .
Bu olay daha sonra ben ve ağabeyimle sınırlı kalmadı yeğenim ve kızıma söylemesi ve anlamasıyla devam etti . İnanın onlarda bizler kadar keyif alarak dinlediler , halende beraber olduğumuz zaman bazılarını hep bir ağızdan söyleriz :)
Bu sayfalarda sizlerle işte annemin tüm çocukluğumuz boyunca bizlere anlattığı ve söylediği birkaç şarkı, şiir ve hikayelerden örenekler vereceğim. Ayrıca herkesin olduğu gibi benimde annemin kendine mahsus bazı lafları vardır , onları da sizinle paylaşacağım.
Anneciğim seni çok seviyorum , iyiki varsın .
Not : Bu yazı diğer blogumda 25/11/2008 tarihinde yayınlanmıştır.