4 Ekim 2009 Pazar

Annemin Yeni Şiiri

Yastık kılıfı kedi

Uzun geçen zamanın ardından sizlerle annemin gene okul zamanlarından hatırladığı güzel bir şiir ile merhaba demek istedim.Annemin okul şiirlerinin ve şarkılarının tamamını hatırlaması gerçekten olağan üstü birşey .
Bu seferkinin ortaya çıkışı ise benim kendisine getirdiğim ve ekteki fotoğrafta göreceğiniz kedi resimli yastık kılıfı ile oldu.Cumartesi sabahın 09,00 da evden çıkıp yürüyerek sahilden Suadiye oradan bir kaç yerde mola vererek Bağdat Caddesinde turlama sonucu ara sıra uğradığım ev tekstili satan Dodanlı Mağazasında fotoğrafta gördüğünüz bu güzel kedili yastık kılıfını görünce " işte " dedim " tam anneme göre ".
Yanılmamışım çünkü bugün kendisine verdiğimde " ayyy çok güzel " şeklinde nidalarla karşılaştım ve tabiki hemen annemin ağzından aşağıda göreceğiniz " Kedim " şiiri dökülmeye başladı .
Eee bende hemen kaptım kağıt ve kalemi paylaşmak adına hemen yazdım.Tabi annem " bak şimdi bunu da yazacak " dedi :-))) , ama yazdıklarıma da mutlu olmuyor değil hani :-))

KEDİM ,

Kedim henüz bir yaşında
Uyuyor soba başında
Hem cesurdur hem de kurnaz
Bir tıkırtı duyar duymaz
Uyanır aslan kesilirGözleri volkan kesilir
O geldiği günden beri
Bizim evin fareleri
Damdan tavandan indiler
Birer deliğe sindiler.

Sağlıcakla kalın.

25 Ağustos 2009 Salı

Balkonumun Neşeleri :-))

Balkondaki çiçek

Uzun zamandır yazmayınca ,kendimi buradan alamaz oldum :-) bu sebep ile sizlere 15 gün önce balkonlarım için almış olduğum çiçeklerimi de göstermek istedim.
Fotoğraftaki mutfak balkonumda bulunanlar ,aynılarından 8 saksı kadar da salon balkonumda var , her akşam işten eve gelince hiç birşeye elimi sürmeden önce onlarla ilgileniyorum , solan çiçekleri temizleyip sularını veriyorum ve üzerlerine yağmurlama yöntemi ile su serpiyorum ve en önemlisi annem gibi onlarla konuşuyorum :-))
Bu çiçeklerimi 15 gün kadar önce Bauhaus'tan tanesi 1,35 TL ye aldım , sokaktan vazo çiçeği alsam daha pahalıya gelir hemde bu kadar güzel olmazdı. Ama itiraf edeyim adını tam bilmiyorum , cam güzeli olabilir diye düşünüyorum .Belki bilenler bana yardımcı olur :-)Bence hala Bauhaus'ta vardır , yeriniz müsaitse hemen alın :-)
Ayrıca balkomdaki masam içinde aşağıdaki fotoğraftaki çiçeğimi aldım sanırım o da bir cins begaonya. Özellikle kırmızı delisi olduğum için saksıma uydurarak kırmızı aldım :-)

Masadaki çiçek

Çiçek güzellik , mutluluk ve neşedir. Hiç bir zaman bu üçlüden ayrılmayalım.

Sağlıcakla kalın.

Düdüklüde Turşu Tadında Biber Kızartması

Düdüklüde Biber Kızartması

Biraz garip bir başlık oldu değilmi ?:-))
İnanın nasıl bir isim vereceğimi bilemediğim için bende aklıma gelen cümle vari bir tabiri sizinle paylaştım:-)
Bu güzel sivri biberlerde Ege'nin bağrından kopup geldiler , bazıları tatlı bazıları ise benim sevdiğim gibi gayet acılar. Bunların hepsini taze olarak kısa zamanda tüketemeyeceğim için bende değerlendirme yoluna gittim ve her zamanki gibi yaratıcılık yönüm ortaya çıktı :-)

Malzeme ve tarif için herhangi gibi bir sıra takip etmeyeceğim.
Biberlerim yaklaşık 1 kilodan biraz fazlaydı , iyice yıkayıp saplarını kestim.Düdüklünün içine koyup üzerine 2-3 yemek kaşığı kadar zeytinyağı , 2 yemek kaşığı kadar sirke , 5-6 diş sarımsak , biraz tuz ve 2 çorba kaşığı kadar su ilave edip , yaklaşık 6-7 dakika kadar pişirdim.Açınca tencerinin dibinde kalanların hafifçe kızardığını fark ettim ama hem kızaranlar hem de kızarmayanlar gerçekten çok lezzetli ve hafif oldu.

Sağlıcakla kalın.

23 Ağustos 2009 Pazar

Ege Sebzeleri , Mantarlı Güveç Pilavı

Dikili Sebze Ve Meyve

Bir önceki yazımda bahsetmiştim , tatilde olan arkadaşlarımız dönüşlerinde gelenek olarak akşam yemeği için bize gelecekler diye , işte dediğim başıma geldi ve geçen perşeme akşamı bu olay gerçekleşti:-)) Ama bu sefer bizi çok utandırdılar , kapıdan girdiklerinde ailecek ellerinde neredeyse boş yer yoktu :-).
İşte bunlardan bazıları yukarıdaki fotoğrafta görünen mis gibi Ege kokan yiyecekler . Domates ( tabi hepsi bir tane değildi :-) ) ve yeşil biberler sevgili Fikret Teyze'nin bahçesinde , armut sevgili Sevgi Teyzemin bahçesinden , kırmızı biber , taze börülce ve özellikle sipariş verdiğim pembe çizgili içi bembeyaz olan patlıcanlar ise Altınova pazarından.
Tabi bunların haricinde karpuz , zeytinyağını ve Bodrum'dan alınan buzdolabı süsünü unutursam Özlem'in ve Ati'nin hakkını yemiş olurum:-).
Bu arada buzdolabımın ne ön ne de yan tarafında yer kalmadı ama ben ısrarla her gidenden magnet istiyorum:-)
Aslında anlatmak istediğim perşembe akşamı için yapmış olduğum Mantarlı Güveç Pilavıydı ama bu güzel sebzelerin hiç olmazsa görüntülerini sizlerle paylaşmak istedim.

Mantarlı Güveç Pilavı

Bu pilav aslında Bakırköy sahilinde bulunan Gelik Rest. bir numaralı özel yemeğidir.Geçtiğimiz senelerde işim gereği Bakırköy taraflarına epey sık gidiyordum ve öğle yemeklerini de Gelik'te yiyordum , işte bu sıralarda sürekli yediğim bir pilavdı , uzun zamandır yemedim ama eminim hala aynı lezzeti koruyordur.
Benim pilavım aynı lezzetemi oldu pek bilemiyorum ama yiyenlerin hepsi çok beğendi tabi bende beğendim :-))

Güve öncesi Pilav

Malzemeler;
- 2 su bardağı pirinç ( 1 saat kadar sıcak suda ıstlatılmış ve süzülmüş )- 2 ortaboy kuru soğan ( rododa parçalanmış )
- 1 su bardağı kadar mantar ( ince kıyılmış , kararmaması için 15 dk. kadar limonlu suda bekletilmiş)
- 1 çay bardağı kadar badem ( kabukluysa sıcak suda bekletilip kabukları çıkartılacak)
- 1/2 çay kaşığı yeni bahar
- 1/2 çay kaşığı kimyon
- istenildiği kadar tuz ve karabiber
- 2,5 su bardağı su
- 3 çorba kaşığı zeytinyağı + 1 çorba kaşığı kadar tereyağı
- 100 gr. kadar taze kaşar rendesi

Parçalanmış soğanları zeytinyağında pembeleşmeden pişiriyoruz , üzerine bademleri ve mantarları ekleyip çok az kavurduktan sonra pirinci ilave edip çok az bir süre daha kavuruyoruz .Daha sonra baharatlarımızı , tereyağını ve suyu ekleyip önce harlı daha sonra kısık ateşte suyu çekene kadar pişiriyoruz , piştikten sonra üzerine kağıt havlu örterek bir müddet demlendiriyoruz.
Demlenen pilavı fazla ezmeden karıştırıp tek kişilik güveçlere bastırmadan gevşek olarak koyup üzerine rende kaşarla tamamen örtüp fırının ızgara kısmına koyup üzeri aşağıdaki fotoğraftaki gibi kızarana kadar tutuyoruz.
Bence deneyin değişik bir lezzet oluyor:-)

Güveçteki Pilav

Sağlıcakla kalın.

16 Ağustos 2009 Pazar

Sirkeli Patlıcan

Sirkeli Patlıcan

Buralara uğramayalı epey uzun zaman oldu , uzun bir süre rahatsızlık , onun ardından yaz dönemi derken zaman geçivermiş . Ama yazmaya öyle alışmışımki kendimi sanki ödevini yapmayan öğrenci gibi hissetmedim desem yalan olur :-).

Son yazımdan sonra yorum bırakıp geçmiş olsun dileklerinde bulunan herkese çok çok teşekkür ederim.

Kısaca Acıbadem' Hast.de başıma gelenleri anlattığım yazımdan sonra 20 gün süren rahatsızlığımın sonrasında yaklaşık 1 ay kadar zaman harcama ve uğraş sonrasında SGK da da işlerimi hallettim ve allah kimsenin başına vermesin diyerek bu konuya artık girmek dahi istemiyorum.

Artık zaman güzel yemeklerimizin , gezip gördüğümüz yerlerin ve tattığımız lezzetlerin paylaşımına geldi:-))

Bu yemeği bu kadar senedir sağolsun evlerinde yemek yemişliğimiz olan , karnımızı doyuran sevgili Özlem'den geçen ay öğrendim , bu kadar senedir yapmamış olması ya da bizim denk gelmemiş olmamız kendilerine çok sık gitmediğimiz gerçeğini ortaya koydu ve artık açığı kapatmanın zamanı geldi diyerek ailece heyecanla kendilerinin tatilden gelmelerini bekliyoruz:-)) Ama bir geleneğe göre , tatilden geleni ilk akşam evde kalan ağarladığı için gene iş bana düşecek ah ahhh :-)))

Bu yemeği Özlem anneannesinden öğrenmiş . Böyle büyüklerden bizlere geçen yemeklere daha fazla saygı duyuyorum , hele birde o büyükler tadığım kişiler olunca saygının yanında sevgide oluşuyor.

Kısaca tarife geçeyim , tarifin bu kadar kolay olupta lezzetinin bu kadar güzel olduğu nadide yemeklerden diyebiliriz , hele birde patlıcan seviyorsanız.

Malzemeler;
- 4 adet patlıcan ( şerit halinde soyulup , ikiye kesilip ortalarından yarılmış )
- 4 adet domates
- 3 diş sarımsak
- tuz , zeytinyağı , sirke

Tuzlu suda bekletip siyah suyunu döktüğümüz patlıcanları tencereye diziyoruz , üzerinden çok çıkmayacak kadar suyu ve 3 yemek kaşığı kadar zeytinyağı ve tuz ekleyip tencerenin kapağını kapatıp patlıcanları haşlıyoruz.
Diğer tarafta domateslerin kabularını soyup rendeliyoruz , rendelenen domateslere 3 çorba kaşığı kadar sirke ilave ediyoruz , bu karışıma 3 diş sarımsağıda rendeleyip haşlanmış olan tenceredeki patlıcanların üzerine döküp domatesler pişene kadar kısık ateşte kaynatıyoruz. Eğer çok sulanırsa tencerinin kapağını açık tutarak kısa bir süre için harlı ateşte bırakabilirsiniz.

Sağlıcakla kalın.

28 Haziran 2009 Pazar

Her İşin Başı Sağlık

Uzun süre ayrılığın ardından tekrar Blog'ta yazabilmek ne büyük mutluluk.
Yaklaşık 20 gün boyunca beni yatmaya mecbur bırakan bir virüs sebebi ile ne yazı yazabildim ne de sevgili arkadaşlarımın bloglarını ziyaret edip yorum bırakabildim.
Geçmiş kötü zamanlardan bahsetmek pek benim tarzım değil ama herkesin başına gelebilecek bir hastalık olduğu ve şu sıralarda da doktorumun bana ilettiğine göre sıkça rastlandığı için bilgi verebilmek adına kısaca bahsetmek istiyorum.
Başıma gelen sonuçta hepimizin ara ara yakalanıp 1 hafta gibi bir sürede ayakta geçirdiğimiz solunum yolu viral enfeksiyonunun vücudun bağışıklık sisteminin düşük olduğu bir dönemde kana yani sisteme yerleşmesidir.
Bu başıma ilk defa geldi , umarım bir daha gelmez.
İlk belirtiler inanılmaz yorgunluk ile başlıyor , bir kaç basamak merdiven bile inanılmaz yorgunluk veriyor ve oturup dinlenme ihtiyacı duyuyorsunuz , çok bariz olarak iştahsızlık başlıyor , ben grip olduğumda bile iştahı kesilmeyen bir kişi olarak o dönemde 1 kaşık çorba ile doyup 2. kaşık fazla geliyordu. İlk 3 gün geçer diye doktora gitmedim , işe gittim ama sabahları üşüme öğleden sonrada aşırı terleme ile çalıştım ve artık 3. günün sonunda akşam dayanamayarak iş çıkışı hastahaneye gittim. Doktorun ilk teşhisi B12 vitamininde düşüklük olabileceği konusundaydı ve tam kan tahlili istedi. Ertesi sabah işe gitmek artık imkansız olmuştu ilk defa ateşim çıktı ve kendimi çok daha yorgun hissettim. Öğlen gibi tahlillerim çıkınca doktoru aradım gerçekten B12 epey düşüktü hemen ilaca başlamam gerektiğini söyledi ve ayrıca kanda viral bir enfeksiyon olduğunu belirterek enfeksiyon doktoruna sevk etti ve enfeksiyon doktoru ile birlikte neredeyse 4 günde bir kan tahlilleri , bunların yanında karaciğer ultrasonu , beyin emarı , kalp ultrasonu , akciğer flimi , hepatit kontrolleri devam etti . Kanda bulunan virüs her organı etkilediği için hemen hemen her organ kontrol edildi. Allahtan benim sadece karaciğer değerlerimi yükseltti başka tarafa bir zararı olmadan bu hastalıktan kurtuldum.Bu hastalığın tek tedavisi sürekli olarak yatmak ve bol sıvı tüketmek ( günde en az 3 litre su ) , viral bir enfeksiyon olduğu için herhangi bir ilaç tedavisi uygulanmadı.
İlk doktora gittiğimde hastahanede yatmanız gerekiyor bile dedi ama benim etrafımdakiler özellikle sevgili Sema Teyze ve eşim bana hastahanede olabilecek bakımının kat kat fazlasını gösterdiler , bende uslu olup hiç kalmadım :-) aslında kalkacak hiç gücümde yoktu .
Neyseki şimdi düzeldim ve işime başladım , işi bu kadar özleyeceğim hiç aklıma gelmezdi , inanın sabah akşam durmadan çalışabilirim:-))
Ayrıca sevgili arkadaşım Nermin'de beni özellikle sağlık konusunda hiç yanlız bırakmadı , ona da çok teşekkür ederim. Özlem'cim seni asla unutmadım , keşke ben senin sürekli yanında olabilseydim.Ama bana hastalığım sırasında gerçekten tüm personeli ile yardımcı olan Acıbadem Hastanesi , işim ve SGK için gereken raporlama işlemine gelince tam tabiri ile çuvalladı ve son derece amatör bir iş çıkardı , hatta hala yanlışlarını bulup raporu düzgün bir hale sokturamadık.
İlk raporları hazırladıktan sonra SGK ile anlaşmaları olmadığı için İl Sağlık Müdürlüğüne onaylatmamı istediler , bahsi geçen yere raporlar ile gittiğimde raporumu hazırlayan ve iş göremezlik belgesinde adı geçen doktorun İl Sağlık Müdürlüğünde kayıtlı olmadığı ve onay verilemeyeceği ortaya çıktı. Oradaki görevli bayan Acıbadem'den bu tip olayların sık sık karşılaşıldığını da iletti.Hemen geri dönüp başhekim ile görüşmek istedim ama klasik olarak toplantıda denildi ama biraz yüksek ses ile konuşunca telefonla görüşülüp yeni rapor hazırlanacağını söylediler.
Cumartesi yeni raporları aldım tam çıkarken başhekim imzalarının eksikliğini gördüm , hemen imzalattılar . Ama bununla bitmedi eve geldikten sonra raporların bağlı bulunduğum sigorta müdürlüğüne değil başka bir sigorta müdürlüğüne hazırlandığını bir tanesinde mart ayına ait bir tarih kullanıldığını , raporun 05/06 tarihine ait olduğu belirtilirken 24/06 da düzenlendiğini ve buna benzer yazım hatalarının olduğunun farkına vardık . Ayrıca ilk yolladığım vizite kağıdı da sırra kadem bastı.
Bugün artık eşim "direk ben devreye gireceğim ve orada bekleyerek her harfi kontrol edilecek şekilde hazırlatacağım " dedi . Böyle bir hastalıktan çıkan birisi olarak benim artık koşturacak psikolojik gücüm kalmadı.
Özel sigortalardan kendini inanılmaz şekilde büyütüp hastahanelerin en büyüklere arasına girmiş Acıbadem tam bir fiyasko ile benim hastalığımı bitirdi.Umarım bu işlemler daha fazla uzamadan biter .
Tecrübe olmadığı zaman sorgulamanız ve araştırmanızda geçikiyor . Bu kadar detay vermemdeki amaç umarımki yaşamazsınız ama en azından verdiğim bilgiler kulak dolgunluğu olur. Aldığınız her belgeyi harfi harfine inceleyin ve doktor konusunda kayıtlı olup olmadığı konusunu sorgulayın.
Sanmıyorumki özel sağlık sigortası olmayıpta bu hastahaneden faydalanan birisi olsun. Bence kesinlikle de olmasın.

İşte böyle biraz uzun oldu ama birazcık olsun faydası dokunması dileğiyle.

Sağlıcakla kalın.

31 Mayıs 2009 Pazar

Doğa Balık'ta Güzel Bir Akşam Yemeği

İş yerinde 4 arkadaş hem felekten bir akşam geçirmek hemde bizi fazla sarsmaması amacıyla günde 2 TL biriktirerek , 1 ay sonrasında şimdi size tanıtacağım bir mekana gittik. Tabi gideli tam bir ay oldu ve şu sıralarda üzerine yazma tembelliği çökmüş olan ben ancak yazabiliyorum :-) Birlikte o geceyi yaşadığımız arkadaşlarımdan da çok geç yazdığım için çok özür diliyorum , söz öğlen çaylar benden :-))

Doga Balık Adres

Doğa Balık'ı daha önce duymamıştım , bizden bir kaç yaş genç olan arkadaşımız Banu'nun tavsiye üzerine gittik , aslında hayli genç ama bizimle birlikte olduğu için aynı yaşta hissediyoruz :-)) . Cihangir her zaman hoşma giden semtlerden bir tanesi olmuştur ,oranın samimi havası sanki bana sayfiye yerinde geziniyormuş havasını verir.
Zürih Otel'in üst katında bulunan bu restaurant yemekleriyle bana tümüyle Ege'nin havasını hatırlattı.

Doğa Balık Manzara

Manzara tek kelime ile mükemmel. Vardığımızda hava açık ve İstanbul'un muhteşem yarım adası pırıl pırıl karşımızda duruyordu , hele Banu'nun "ay inanmıyorum" gözlüklerini takınca :-)) İşte gözlüğü takdıktan sonra anladımki benin gözümde azda olsa bozuk ama kondurmadığım için hiç gözlük alma taraftarı değilim , ihtiyaç olunca "ay inanmıyorum " gözlüğünü takarım:-)) "Ay inanmıyorum" adlandırmasıda , ben gözlüğü takıpta daha net görmeye başladığımda söylediğim ilk cümle , artık aramızda benimle özdeşleşen bir cümle oldu :-))
Bu manzaranın karşısında ilk kadehlerimizi tokuşturup 4 bayan olarak akşamımıza başladık.

Doğa Balık Iç Mekan

İç dekoru son derece sade , sandalyeler bile kıyı şeridinde bulunan balıkçı lokantalarının sandalyelerinden. Ama bu sadeliğini yemeklerinin lezzeti zenginleştiriyor.
Söylenene göre bir çok müzisyen , yazar ve tanınmışların mekanıymış. Nitekim beğendiğimi söyleyemeceğim ama bizimle aynı zamanda mekanda Orhan Pamuk'ta vardı ve garsonun söylediğine göre kendisi sürekli müşterilerindenmiş.

Doğa Balık Sahibi

İşte sizleri bu güzel yemeklerin hazırlanmasıyle tek tek ilgilenen restaurant sahibi İbrahim Soğukdağ ile tanıştırayım.Kendisi bir doktor edası ile pırıl pırıl temiz klinik kıyafeti ile masaları dolaşıp hal hatır soruyor ve sohbet ediyor. Bizim masımıza gelip " bayanlar eğer sizin için mahsuru yoksa röportaja gelen gazeteciler fotoğraf çekecekler , olabilirmi " diye sorunca bende " eğer sizin fotoğrafınızı çekmeme izin verirseniz bizim için hiç mahsuru yok" dedim, bende yukarıdaki fotoğrafı bir fotoğrafçı edası ile çektim :-))
İbrahim Bey , küçük yaştan beri balıkla haşır neşir olan birisi , ilk olarak Eminönü'nde balık ekmek satarak bu işe başlamış.Böyle başlangıçları duyupta gelinen yerleri görünce boşuna okudum diye düşünüyorm :-))
Tüm malzemelerin alımıyla bizzat kendisi ilgileniyormuş , özellikle Ege otları Balıkesir Havran'dan geliyormuş , diğerleri ise Beykoz,Polonezköy ve Karadeniz'den. Balıklar ise kesinlikle günlükmüş , ertesi güne kalan balıklar kullanılmıyormuş " ben onların yalancıyım".

Doğa Balık Mezeler

Fotoğrafta görünen kısım otlar , zeytinyağlılar ve balık salatalarının sergilendiği bölüm. Buradan gidip tabaklarınıza istediğiniz kadar koyup kendi tabağınızı kendiniz hazırlıyorsunuz.Ama itiraf edeyim fiyatlandırmayı nasıl yapıyorlar hala çözmedim , neyse genel fiyat konusunda sonunda deyineceğim.

Doğa Balık Benim Tabağım

Tabaklarımızdan örnekleri sıralacağım.Bu benim tabağım, içindekiler ; ahtapot salatası , kalkan salatası , havuç otu, şevketi bostan , roka sapı , kereviz ezmesi , deniz börülcesi,patlıcan bayıldı , beyaz peynir ve kavun. Özellikle en ilginç gelen kereviz ezmesi , sadece bana değil hepimize çok ilginç ve lezzetli geldi.

Doğa Balık Nursen Tabağı

Nursen'in tabağı , maalesef uzun zaman geçtiği için otları hatırlayamadım , ama bir kaçının tadını bakmıştım ve lezzetliydi.

Doğa Balık Banu Tabağı

Banu'nun tabağı , yeşilliğin sadece rezene olarak uğradığı bir tabak , ayrıca içinde sarımsak var kokacak diye hem severek hem de söylenerek yediği semizotu salatası :-),diğerleri ise balık salataları. Ve ayrıca " ay inanmıyorum " gözlüğü :-)))

Doğa Balık Nur Tabağı

Ve son olarakta bitirmesine ramak kala fotoğrafını çekebildiğim Nur'un tabağı :-))Yeşillikler konusunda maalesef bilgi veremeyeceğim ama peynir ve karidesin varlığından eminim :-))

Doğa Balık Tatlı Tabağı

Tatlılar özellikle seven biri olarak Nur tarafından pek kuvvetli bulunmadı , çünkü kendisi için tatlı çikolatalı olmalı , eşimde aynı düşünce :-)) Bu konuda ikisi çok iyi anlaşıyor :-))Kendimizin seçerek bir tabak hazırladığımız tatlılar ; şekerpare , elma , kivi ve kayısı tatlısı . Kivi tatlısı bence olmasada olur tatlılardan , elma ise tam ev işi , kayısı konusunda birşey diyemeceğim tatmadım , şekerpareyi Nur yemişti ama yorumunu unuttum :-))

İşte bu kadar ot ve balık salatasından sonra bir porsiyon kızarmış ızgara halka kalamar daha alarak siparişimizi bitirdik. İçtiğimiz ise 1 büyük şişe rakıdan 2 duble kadar arttı denebilir.Balık yemedik , doydunuzmu derseniz evet doyduk .Bu menüye kişi başı 65 TL verdik , pahalımı diye sorarsanız evet pahalı.

Ama mekan ve manzara güzel , mezeler , otlar ve balık salataları lezzetli . Bir kere olsun kişi kendinin uygun anını ayarlayıp ( maddi olarak :-) ) gidip lezzetlerin tadına bakıp manzaranın keyfini çıkartabilir.

Bu gecenin sonunda kahkalarımızla çınlattığımız Cihangir göbekteki kahvede çaylarımızı içtikten sonra her birimiz evlerimize dağıldık.

Bakalım önümüzdeki 4 bayan toplantısı nerede olacak .

Sağlıcakla kalın.